Sibel Güneşdoğdu

Sibel Güneşdoğdu
Binlerce kitabın okuru, binlerce sözcüğün yazarı...
Geliştirici Kitap Editörü/ Yazar
Dm'den Yazmayın Lütfen
İstanbul
364 okur puanı
Eylül 2019 tarihinde katıldı
Türkiye’de pek çok çocuk, genç kız, kadın aynı insanlık ayıbının kurbanı oldu; kimi yaşamını olay sırasında yitirdi ve dünyadan giderken başına gelen felaketin şokunu yanında götürdü, kimi de yüreğinin orta yerine açılan yaranın üstünü örtüp saklarken benliğini de yok etmeyi sürdürüyor. 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Özgecan Aslan, uğradığı acımasız saldırı sonucu yaşamını yitirenlerden bir candı ve onun başına gelen bu felakete üzülürken, hâlâ aynı şeyleri tartışıyoruz; erkekler neden tecavüz eder? Türkiye Psikiyatri Derneği'nden Ruh Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Şahika Yüksel, şunları söylüyor: “Tecavüzü biz en ağır, en sorumsuz davranış olarak değerlendiriyoruz; bu doğru. Ama erkeklerin tecavüz eylemi, cinsel tecavüzden başlamıyor. Psikolojik şiddet, fiziksel şiddet, ekonomik şiddet, kadınların haklarını hiçe saymak, ayrımcılık, bunların her birinin yapılmasının mübah olabildiği, normalleştirildiği durumlarda, tecavüze de sıra gelebiliyor. Yani tecavüz ya da zarar verebilme potansiyeli daha yüksek durumlar söz konusu olabiliyor. Tecavüzü erkekler niye yapar? Erkekler, hormonal nedenlerle cinselliklerini kontrol edemezler diye bir şey yok. Sokakta yürüyen bir erkek birdenbire bir kadına tecavüze girişmiyor. Uygunsuz bir davranış olduğunu bildikleri için bunu gizli, örtülü ve başkalarının duymayacağı şekilde yapmaya çalışıyorlar… Tecavüz bir cinsel eylem değildir. Tecavüz bir saldırganlıktır. Yenmektir. Bir nesneyi ki kadın da burada nesneleştirilmiş oluyor, elde etme, kazanma, iktidar sahibi olma gücünü gösterir. Ve bundan da zevk duyan insanlar olabilir… Cinselliğin tabu, ayıp olarak görüldüğü, evlilik öncesi kadınlar için cinsel yakınlıkların günah, ayıp görüldüğü kültürlerde ortamlarda, cinsel saldırılar daha çok gizli kalır. Tecavüzcüler bunu bilir ve kadını,
Reklam
ŞAMAN SÖZÜ Sevdiklerine bağlı ol, ama bağımlı olma. Fedakâr ol, ama kendini feda etme. Dünü unutma ama saplanıp kalma da. Sabret, ama katlanma. Eleştir, ama suçlama. İste, ama ısrar etme. Ve en önemlisi hiç kimseye biat etme. Bir gün hepimizin öleceğini de asla unutma.
Dokundum uçsuz bucaksız gökyüzüne, incitmekten korkarak... Kırıyorlardı ağaçların dallarını, Çocukların parmak izlerini yok ediyorlardı. İzliyorduk. Sibel Güneşdoğdu
Ölüm sözcüğü aynı çağrışımı yaşatsa da her insan farklı farklı ölümlerle çıkıp gider dünyanın kapısından. O geçişlerde, çekilen sıkıntılardan sıyrılıp bir bulut kadar huzurlu, rüzgâr kadar özgür, bir kuş kanadı kadar hafif olsun tüm yitirdiklerimiz. Her insan bir öyküdür; hiç bitmesin öykülerimiz.
Kan Portakalı
    Doktor konuşuyor. İlk söylediklerinden sonrasını duymuyorum artık. Adamın dudaklarına odaklanmış gözlerim, annemin korku bulamacı bir renge boyanmış yüzüneyse hiç bakamıyorum. “Akciğerin sol lobunda portakal büyüklüğünde kitle...” Portakal büyüklüğünde... Kan portakalı mı? Portakal bahçelerindeki tüm portakallardan nefret ediyorum o an; portakal ağacından, portakal çiçeğinden, portakal yetiştiricilerinden, portakal satıcılarından… Doktor, öyle ya da böyle düşüncesini söylemiyor, yalnızca tetkik edilmesini istiyor. Ama kötü şeyler olacağını ruhumuza fısıldayıveren hislerimiz var bizim… Kar yağmış. Kumsala dalgaların vurup çekildiği alanın ötesi bembeyaz. Karın kumu örttüğünü ilk kez görüyorum. Bir genç kız ve genç bir adam karda koşuyor, kendilerini atıyorlar kara. Kar eriyor, denize ulaşıyor süt beyazı su. Sevişiyor genç çift. Adam kızın üstünde, kız kuma gömülüyor. Kolları yanlarda. Dağılıyor. Kollar, bacaklar ayrılıyor eklemlerden, başı yuvarlanıyor sağa, saçları karışıyor rüzgâra. Zerrelere bölünüyor kız, yok oluyor. O genç kız annem mi? Sıçrayarak uyanıyorum. Yaptırdığımız dosya dolusu tetkikten hiçbirine elini sürmüyor. Sonucu öğrenmek için hastaneye gitmeyi, doktorla yüzleşmeyi reddediyor annem. Bu onun seçimi. Bilmek istemiyor. Ona çizilen yolda yürüyecek olsa da koşulları kendi belirliyor. Öğrenmemenin, bilmemenin huzurlu karanlığına saklanıyor. Ben gidiyorum doktoruna; çok geç kalındığını, tedavi şansının kaçırıldığını söylüyor. Bir oyun kuruyorum, saklıyorum annemden durumu, içindeki portakalın yağ bezesi olduğuna ikna ediyorum annemi; kaslara tutunmuş bir top, ağrılarının nedeni onun kaslara baskı yapması… “Unut, yok say, onunla yaşamaya alış. Sana hiçbir zararı olmayacak…” İnanıyor. Kandırıyorum onu ya da öyle sanıyorum; aslında birbirimizi
Sayfa 85·Kitabı okudu
Reklam