"...Saat ilerliyor. Yine akışın belirlemediğin gelişmelerin parçasısın. Orada olmak istemiyorsun. Zorunlusun! Özgür zamanlara, durgun sulara uzanıyor usun. Bir karabatak, ayaklarını çarpa çarpa suyla oynaşıp sonra bacakların sudan çekti, deniz yüzeyine koşut uçuyor.
Kimse sormuyor ne istediğini; yalnızca görevler veriyor. "Ben bilirim," diyemiyorsun. Beklentileri büyük. Bundan doğuyor anlaşmazlıklar. Dayatıyorlar, onlar gibi davranmanı, onlar gibi düşünmeni. Amaçları, kişilikleri bastırılmış insanlarla dolu bir dünya mı? Elmayı şeftaliye benzetmek, elmaya şeftaliye dönüşmesini buyurmak, elmayı yok saymak. Böyle anlarda bildik kaçışa sapıyor, kimsesizlere özeniyorsun..."