Bir yazarlık atölyesinde şöyle demişti Hocamız:
"Öykü nasıl yazılır, tarif veremem size, bunun belli başlı bir tarifi yok..."
Ama ustaca yazılmış öyküleri anlamanın yolu belli; o öyküleri ruhunuzda duyumsamak, yazarın sekteye uğratmayan anlatımına hayran kalırken kendinizi yaratılmış atmosferin içinde buluvermek; ben de öyle yaptım; Sevgili Fatma Burçak'ın "Tahtaboşa Gelen Kuşlar" adlı öykü kitabıyla.
Kimi kitapların okunma zamanları vardır; işte tam da zamanında, büyük bir keyifle...
Yüreğinize sağlık Fatma Hocam, kaleminizle tanışmaktan mutlu oldum.
Kitaplar iyi ki var; kitaplar ölümsüzdür...
BEYAZ' adlı öyküden...
"...
"Çok geç artık, " dedi.
"Belki değildir," diye direndim.
Başını salladı, gagası ak göğsüne değdi.
"Soruları kendine sordun, yanıtları başkasında aradın."
"Bende miydi?"
"Hâlâ sende tüm soruların yanıtları."
Sorular neydi, bilemedim. Yaşlı karganın gözlerinde bir damla yaş gördüm.
"Öldün sen," dedi.
"Hayır," dedim,"henüz ölmedim."
.......
Gözbebekleri küçüldü, perdelendi; bir telek düşürdü yüzüme. Tüy tenime değip içime düştüğünde anladım öldüğümü.
Ama ne zaman öldüm? Neden bilemedim öldüğümü? Karıncalar memelerimi sardılar.
.....
Sustum. İncecik iplerle ördüm hikâyemi, doğmamış kızımın beşiğini salladım. Beyaz karıncalar boğazımı, yüzümü kapladılar; görünmez oldum. O an bir kez daha inandım öldüğüme.
Zarif bir adamdı sevdiğim, ona değen ateş beni de yaktı koca bir delik açarak. Kapanmadı yaram. Yel geçti içimden, rüzgâr, yağmur, fırtına geçti. Kar yağdı içime, üşüdüm. Büyüttüler yaramı. Her yanımı irin kapladı. Aldılar, sürüklediler bedenimi; temizlensin, lekesi çıksın diye suya attılar. Leke görünmez oldu göze, deliği görmezden geldiler.
"Öldüm ben," dedim fısıldayarak. Bir telek daha düşürdü beyaz karga. Kanatlarıyla sarıp göğsüne