... Bu vagonların, her gün yüzlerce yaralı insanı taşıdığını düşündü Işık. Herkesin yarası yüreğindeydi ve yaralar bir gün iyileşirdi, izleri hiç silinmese de...
“Yanında oturan adam ne zaman sarılmıştı beline, öbür eli ne zamandır bacaklarının arasındaydı, ne zaman geçmişlerdi kuytudaki genişçe koltuğa? Ayakkabıları mı sıkmıştı ayağını, canı neden yanıyordu? Direnecek gücü yoktu artık. Gözlerini yumdu. Bir hamamın kapısından içeri daldı koşar adım. Yalınayak yürüyordu, apak mermerlerin üstünde. Giysilerini çıkarırken bir bir, günahlarını soyunuyordu. Büyük kurnanın başına oturdu. Kurnaya şakıyarak akan kaynar suyu, tas tas döktü belleğinde birikmiş sancılı duyguların üstüne..... Kırmızı rujlu dudaklarına, sabunu sürttü, sürttü… Bedenindeki ellerden, dudaklardan, dillerden arındı. Bebek pembesi yanakları gözyaşlarıyla yıkandı…
“Motosiklet üzerinde çalışırken yapılacak şey, öteki işlerde de olduğu gibi, kişiyi çevresinden koparmayacak bir kafa huzuru oluşturmaktır… Kafa huzuru doğru değerler üretir, doğru değerler doğru düşünceler üretir. Doğru düşünceler doğru eylemler üretir ve doğru eylemler, merkezindeki huzuru başkalarının da görebileceği maddi yansımalar oluşturacak işler üretirler…”