Araplar mezhep kurucusudurlar. Biz Türkler, tarikat kurucusuyuz. Arap mezhepleri sufiliğe, Türk tarikatları tasavvufa dayanır. Tasavvufa 80 göre dünyada her şeyden önce güzellik vardı. lbadet bu güzelli ğe tutkunluktur. Bu sebeple Türk'ün bağlanacağı inanç, Allah korkusundan değil, Allah sevgisinden gelir. Okudukça tasavvu fun yalnız Türk'e mahsus bir yol olduğunu anladım. Türk illerin de doğmuş, Anadolu'da gelişmiştir. Türk tasavvufu, şamanlıkta lslamlığın karışımıdır. Buna biraz da yeni Platonculuk katılmış Roma Anadolu'sundan kalıntı... daha doğrusu Stoisizm ... Anado lu'ya Şeyh Ahmet Yasevi adına halifeleri yaymıştır tasavvufu ...
Bunların hepsi dünyadan el çeken basit köylülerdir, bence ... Pir Dede, Keyifli Baba, Horoz Dede, Aptal Musa, Avşar Dede, Akya zılı Baba, Kudümlü Baba Sultan, Sarı Saltık. .. Bunlar köylü halkı etkilemişler, Anadolu'nun lslamlaşmasını, bir anlamda Türkleş mesini sağlamışlar. Anadolu bu tohuma o kadar uymuş ki, Yunus Emre gibi kocaman bir dahi sanatçı yetiştirmiş ...
“Değişenler kendi aslına dönerek değişir” derdi. Başlayan ve biten bir hikâyenin bir başka yerde aslına uygun olarak başlayıp bitmesini de bu şekilde anlayabilirdim.
Yaşamak ile izlemek arasındaki kalın çizgiye işaret ediyordu. Derin sularda boğulma anı yaşayan birinin, suyun yüzüne çarpan kollarını görmek gibidir bu. Ses gelmeden, suya çarpan kolların çaresizlikten mi, güç gösterisinden mi olduğunu anlamak güçtür.
“Sorumluluk, mutlu olup olmama isteğinde özgür bir alan bırakıyor bize.
Seçme hakkımızı kullandığımıza göre sonuçlarına da katlanacağız. Önemli olan, acı içinde pişmanlığa kapılmak değil, arzularımızın verdiği zararları kavrayıp, kalbin içtenliğiyle er ya da geç, geri dönebileceğine inanmaktır.
Bu yüzden söylenenleri üstüme almaya niyetim yok,” dedim.