Kitabın yazılmadan önce ciddi bir araştırma ve hazırlık sürecinden geçtiği çok belli. Okurken bilmediğim pek çok şeyi öğrendim. Zihnimde sık sık, Afşin Kum’un Sıcak Kafa romanı canlandı. Türkiye’de distopya denince, ayrı bir yerde duran o evreni hatırlattı bana. Açıkçası bizde dram ve komedi dışında fantastik ya da distopik işlerin başarılı örnekleri çok fazla değildir ama Sıcak Kafa dizisi bu algıyı kırmıştı. Aynı şekilde bu romanın da bir gün sinemaya uyarlanmasını isterim. Çünkü; okurken sanki bir sinema filminin sıkıştırılmış metinlerini okuyormuşum hissi verdi.
Roman genel olarak oldukça başarılıydı. Toplumsal mesajları güçlü yerinde ve düşündürücüydü. Dili sade akıcı ve okuru yormuyordu. Hikâye daha çok karakterlerden ziyade, mucizeler ekseninde ilerleyen bilinçli bir tercih üzerine kurulmuş gibi duruyor. Bu tercihi anlıyorum ve saygı duyuyorum ama bir okur olarak Uraz karakterinin iç dünyasına biraz daha fazla alan açılmasını isterdim.
Burada kastettiğim şey, hikâyenin sonunun ya da olay örgüsünün yeniden anlatılması değil. Uraz’ın mucizeden önceki hayatına, psikolojik dünyasına ve onu bugüne taşıyan kırılma anlarına dair küçük kesitlerdi. Örneğin; bir bölümde günlüğünün açılması bu anlamda çok güzel bir fırsattı. Geçmişte yaşadığı bir mucizenin, ya da onu şekillendiren bir anın kısa bir iç monologla aktarılması karakterle kurulan bağı daha da güçlendirebilirdi. Okurun kahramana bağlanabilmesi için onun hayatından bazı izler görmek istemesi bana çok doğal geliyor. Romanda Uraz’ın çocukluğuna değinilmesi bu açıdan anlamlıydı ama bu kısmın biraz daha derinleşmesi karakterin psikolojik altyapısını daha güçlü kılabilirdi.
Buna karşılık, mucizelerin insanlara sunuluş biçimine bayıldım. Her şeyin en ince detayına kadar düşünülmüş olması gerçekten takdire şayandı.
Kitabı okuyanlar beni anlayacak ki her bölümde bir sonraki mucizenin ne olduğunu ve kime çıkacağını merak ederek ilerledim. Kitabı bitirdiğimde ise ikinci bir kitap olarak devamı nasıl olurdu acaba diye düşünüyordum.
Kitap tam bu aylarda okunacak oldukça hafif, akıcı ve yormayan bir eser. Konu, dil ve işleyiş bakımından da oldukça sade olunca bir çırpıda bitti. Her ne kadar fantastik kurgu olsa da yer yer size toplumsal ve ahlaki dersler verdiğini de söyleyebilirim. Tam kafa dağıtmalık çerezlik bir kitap.
Konusundan bahsedecek olursak, bir gün televizyon ve telefonlarda bir haber yayınlanıyor ve haberin başlığı ise “Her hafta çekilişle bir kişiye mucize veriyoruz…”
Başta pek inananı olmasa da sonradan mucizelerin gerçek olduğu anlaşılıyor ve neredeyse bütün dünya bu çekilişe katılmak için kısa bir video çekiyor. Zamanla dünyanın her yerinden çekilişi kazanan insanlar ve bu çekilişin sonuçları haberlerde dolaşmaya başlıyor. Ana karakterimiz Uraz’da bu çekilişten payını alıyor ve konu aslında genel olarak onun etrafında ilerliyor. Esasen Uraz sonunda beni biraz ters köşe yaptı diyebilirim.
Mucize dediğimiz şey gerçek bir mucize mi yoksa bir bela mı?
Bir insana sınırı aşabilme yetkisini verdiğin zaman ne kadar ileriye gidebilir?
Dünya üzerinde insanlar mucizelerini bile nasıl paraya döker?
Vs. gibi soruları bölüm bölüm sordurdu. Ben severek okudum umarım siz de seversiniz. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.