Büyük hastalıktı, önemli hastalıktı bu Basedow! Onunla tanışmak tüm düşünüşümü etkiledi. Çeşitli monografilerde inceledim onu ve organizmamızın temel sırrını işte o zaman bulup çıkardım sanıyorum. Bende olduğu gibi kimi dönemlerde birçoklarında da kimi düşünceler tüm beyni kaplayıp tıkar, başka her düşünceye kilitler sanıyorum. Meğer toplumun başına da aynı şey gelmiyor muymuş? İlkin Robespierre ve Napolyon ile yaşadıktan sonra Darwin’e tutulur, bu arada Liebig ya da Tanrı bilir, Leopardi dönemlerini geçirir, derken evrenin tahtına Bismarck kurulurmuş ki, o da ayrı bir dönem!
Ben Basedow ile yaşadım! Kanımca o Basedow denen adam yaşamın köklerini gün ışığına çıkarmıştı, şöyleydi yaşam: tüm organizmalar bir çizgi boyunca dizilmişlerdir, çizginin bir ucunda Basedow hastalığı yer alır, yaşam gücünün cömertçe savrulmasına, koşan, uçan, bir tempo ile çılgınca tüketilmesine yüreğin kopacak gibi çarpmasına neden olur; öteki uçta doğmalık cimrilikten ötürü yoksullaşmış organizmalar vardır, zayıflıkmış gibi gözüken, aslında düpedüz tembellik olan bir illetten ölmeye hükümlüdürler. İki hastalık arasında, çizginin ortasında bir denge noktası bulunur, sağlık diye adlandırırız bunu, aslında bir moladan başka bir şey değildir. Orta nokta ile uçlardan biri —Basedow’un olduğu uç— arasında yaşamlarını büyük emeller, tutkular, zevkler, hatta işler peşinde delice harcayıp tüketenler bulunur, öteki yanda ise yaşamın tabağına kırıntıdan başka bir şey atmayan, tutumlu davranayım derken topluma yük olup çıkan,
o bir işe yaramaz, ölmek bilmez uzun ömürlüler vardır. Galiba bu da gerekli olan bir yük. Toplum Basedow’lular ittiği için ilerler, ötekiler tuttuğu için düşmez. Aslında ille de bir toplum yaratılmak isteniyorsa daha basit yapılabilirdi gibime geliyor, ama böyle yapılmış işte, bir