BB

BB
@FalanFilan3
Pek yaşadın denemez, oysa her şey çoktan söylendi, çok­tan bitti. Topu topu yirmi beş yaşındasın, ama yolun çizilmiş bile. Roller hazır, etiketler de: Bebekliğindeki oturaktan yaşlı­lığındaki tekerlekli sandalyeye varana kadar oturulacak tüm yerler orada durmuş sıralarını bekliyorlar. Serüvenlerin öyle iyi betimlenmiş ki, en şiddetli isyan bile kimsenin kılını kıpır­datmayacaktır. Sen istediğin kadar sokağa çıkıp insanların şapkalrını başlarından uçur, başına iğrenç şeyler tak, çıplak ayakla yürü, bildiriler yayınla, önüne çıkan bir kapkaççıyı ge­çerken kurşunla, boşuna, bir işe yaramayacak: Düşkünler yur­dunun yatakhanesinde yatağın çoktan yapılmış, lanetli şairler sofrasında yerin ayrılmış. Sarhoş Gemi, sefil mucize: Harrar bir panayır eğlencesi, turistik bir gezidir. Her şey öngörüldü, her şey en ufak ayrıntısına kadar hazırlandı: büyük aşklar, so­ğuk alaycılık, ıstırap, bolluk, egzotizm, büyük serüven, umut­suzluk. Sen ruhunu şeytana satmayacak, ayaklarında sanda­letlerle gidip kendini Etna'ya atmayacak, dünyanın yedinci harikasını yıkmayacaksın. Ölümün için her şey çoktan hazır: Seni öldürecek top güllesi çok uzun zaman önceden eritilip döküldü, tabutunun peşinden ağlayacak olan kadınlar çoktan tutuldu.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kadınlar böyledir işte. Doğan her gün, onlara geçmişin yeni bir yorumunu esinler. Hiç de tekdüze olmamalı yaşamları.
Pek hoşumuza gitmeyen bir şeyler de yapmak pahasına, istediğimizi yapabilmek gerçek özgürlüktür aslında. Tutsaklık ise sevilen şeylerden el çekmektir: Herkül’ün değil, Tantal’in durumudur.
Gel gör ki, ne kadar çok düşünürsem o denli değişik buluyordum yaşamı. Hem ne garip yaratılmış olduğunu görmek için öyle dışından falan gelmek de gerekmiyordu ki! Biz insanların yaşamdan neler neler umduğumuzu anımsamak yeterdi, insanın yaşamın içine yanlışlıkla salıverildiği, aslında yerinin orası olmadığı sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyordu.
Büyük hastalıktı, önemli hastalıktı bu Basedow! Onunla tanışmak tüm düşünüşümü etkiledi. Çeşitli monografilerde inceledim onu ve organizmamızın temel sırrını işte o zaman bulup çıkardım sanıyorum. Bende olduğu gibi kimi dönemlerde birçoklarında da kimi düşünceler tüm beyni kaplayıp tıkar, başka her düşünceye kilitler sanıyorum. Meğer toplumun başına da aynı şey gelmiyor muymuş? İlkin Robespierre ve Napolyon ile yaşadıktan sonra Darwin’e tutulur, bu arada Liebig ya da Tanrı bilir, Leopardi dönemlerini geçirir, derken evrenin tahtına Bismarck kurulurmuş ki, o da ayrı bir dönem! Ben Basedow ile yaşadım! Kanımca o Basedow denen adam yaşamın köklerini gün ışığına çıkarmıştı, şöyleydi yaşam: tüm organizmalar bir çizgi boyunca dizilmişlerdir, çizginin bir ucunda Basedow hastalığı yer alır, yaşam gücünün cömertçe savrulmasına, koşan, uçan, bir tempo ile çılgınca tüketilmesine yüreğin kopacak gibi çarpmasına neden olur; öteki uçta doğmalık cimrilikten ötürü yoksullaşmış organizmalar vardır, zayıflıkmış gibi gözüken, aslında düpedüz tembellik olan bir illetten ölmeye hükümlüdürler. İki hastalık arasında, çizginin ortasında bir denge noktası bulunur, sağlık diye adlandırırız bunu, aslında bir moladan başka bir şey değildir. Orta nokta ile uçlardan biri —Basedow’un olduğu uç— arasında yaşamlarını büyük emeller, tutkular, zevkler, hatta işler peşinde delice harcayıp tüketenler bulunur, öteki yanda ise yaşamın tabağına kırıntıdan başka bir şey atmayan, tutumlu davranayım derken topluma yük olup çıkan, o bir işe yaramaz, ölmek bilmez uzun ömürlüler vardır. Galiba bu da gerekli olan bir yük. Toplum Basedow’lular ittiği için ilerler, ötekiler tuttuğu için düşmez. Aslında ille de bir toplum yaratılmak isteniyorsa daha basit yapılabilirdi gibime geliyor, ama böyle yapılmış işte, bir