Tutuşmuş ay üstünde koşuyordu bulutlar
Nasıl koşarsa yangın üstünde dumanlar;
Korular kapkaraydı bir uçtan bir uca.
Yürüyorduk, konuşmadan, ıslak çayırda,
Yoğun fundalıkta, arasında büyük çalıların,
Altında çorak göknarları gibi göknarların,
Sonra gördük birdenbire yerde iri iri,
Aranan yolcu kurtların pençe izlerini.
Dinledik, soluklarımızı tuttuk,durduk,
Ne korunun, ne ovanın sesini duyduk;
Gökte fırıldak inledi yalnız yaslı yaslı;
Rüzgar çekmişti alçaklardan elini ayağını,
Dokunsa dokunsa kulelere dokunuyordu.
Aşağılarda meşeler kayalara yaslanıyordu,
Uyur gibiydiler dayanıp da dirseklerine.
Bir hışırtı bile yoktu, ama birdenbire
Avcıların en yaşlısı, hiç yanılmamıştı,
Başını eğip yattı, kumlara şöyle bir baktı,
Ve alçacık bir sesle, sezdiğini söyledi:
Yerdeki yeni izler birer açık haberdi,
Geçmişti şimdilerde pek güçlü pençelerle,
İki azılı kurt, yanlarında iki enikle.
Hep birden çıkardık keskin bıçakları,
Yürüdük adım adım, aralayıp dalları,
Gizleyip tüfekleri ve ak parıltılarını.
Üçü durdu, görmek istedim baktıklarını,
Alev alev iki göz gördüm birdenbire,
Dört hafif karaltı vardı biraz ötede,
Oynuyorlardı ay altında, fundalar içinde,