İdare başında olanlar, idare etmek için zor kullanmaya mec-bur olanlar, her zaman ölçülü davranmak zorundadırlar. Eğer, ihtiraslarına kapılarak, ya da düşmanlarınca mecbur edilerek ılımlı davranışların sınırları dışına çıkacak olurlarsa kaygan bir yola sapmış, böylece düşmelerini hazırlamış olurlar.
...
İşte bir misal, diyordu. Çoktan beri yeri cennet olan hemşehrimiz Sadrāzam Mehmet Paşa! Asaftan daha yetenekliydi ve üç padişaha hizmet etmişti. Bu, üstünde oturduğumuz taşı da gücü ve dinine bağlılığı sayesinde yaptırdı. Ama o da anarşistlerin bıçağı altında can verdi. Bütün yeteneklerine ve bü-tün gücüne rağmen, buna engel olamadı. Planlarının alt-üst olduğunu gören kişiler, güçlü bir parti kurmuşlardı. Meczup bir dervişin eline silâh verdiler ve cuma namazından çıkarken onu vurmasını söylediler. Derviş, sırtında cübbe, elinde tesbih Sadrāzam ile maiyetinin yolunu keserek boynu bükük bir ta-vırla sadaka istedi. Sadrâzam ona para vermek için elini cebine sokunca, bıçağı sapladı. Mehmet Paşa böylece şehit oldu.
Ve böylece, gökyüzüyle dağların arasında ırmağın üstünde uzanan Kapia'da, birbiri ardı sıra gelip geçen kuşaklar, Drina'nın uğultulu sularının götürdüğü şeylere fazla üzülmemeyi öğreniyorlardı.
Farkında olmadan küçük kasabanın felselesini de orada öğrenmiş oluyorlardı. Hayat anlaşılmaz bir mucizedir, boyuna harcanır, erir, buna rağmen yine dayanır, sürüp gider. Tıpkı Drina'nın üstündeki köprü gibi