Gece ablasının bakışları altında bölük pörçük, huzursuz bir uyku uyuyor Sait, Neşenin kendisiyle konuştuğunu, o donuk bakışların ardında birikmiş ne varsa ortaya döktüğünü hayal ediyor. İmkansızdı bu, biliyor, ablasının ruhu bedeninden uzakta bir yerde, tenine hiç dokunmadan yaşadı sanki, doğduğu an yaşamaya yetecek nefesi verip çekilmiş gibi... Kimse insan gibi davranmadı ona, bir rahmetli hala işte, o kadar. Kim bilir, belki de yanlarına alıp baksalar, onunla uzun uzun konuşsalar ruhu gelip içine yerleşecek, zamanla bakışlarını doldurup gözlerine ferini geri verecekti. O zaman ağzından anlamlı iki kelime çıkacaktı belki, Sait'e ismiyle seslenecekti. Seslense ne kadar başka olurdu her şey, Sait gerçekten bir ablanın kardeşi olduğunu anlardı o zaman, büyük abla değil, uzak abla değil, sadece abla... Mümkün olmadı, yapacak bir şey olduysa da kimse yapmadı, ne babası, ne kardeşler, ne de Yusuf. Oysa Sait kendisi demişti: Yaşayanlar için her zaman yapacak bir şey vardır.