Vardır böyle hikayeler, aile salonda portakal yerken yatak odasında bir hırsız dolaşır, tam o anda beşikteki bebek ağlamaya koyulur, hayır, bir ses duyduğundan değil, o yabancı yaşamı hissettiğinden. Bazen de insan hiç sebep yokken dönüp arkasına bakmak ister, bir ses duymasa bile orada bir yaşam kıpırtısı olduğunu hisseder.
O zaman nasıl da şükretmişlerdi hayata, bundan sonra yaşayacakları her bir an birer lütuf gibi kıymetliydi artık, onlar da bunu biliyor, günlerini sonu gelmeyen bir kutlama gibi yaşıyorlardı. Sonra unutuldu bu, evet, insan unutuyor işte, zamanla sıradan işler, önemsiz didişmeler, basit hadiseler, hepsi gelip o güzel hayatı işgal ediyor, işte şimdi de başka sıkıntılar.
Hayır -ölmüş değil -Sait babasının göğsünün hala sık nefeslerle inip kalktığını görebiliyor- ama gitmiş işte, şimdiden, ölmeyi beklemeden gitmiş. Sonraki yıllarda babasının ölümünü düşündüğünde ölüm anı değil de o tuhaf, çapraşık yaşam anı gelecek aklına, sanki ölümden daha korkutucu bir şey bu, evet, yaşamın bu türlüsü ölümden daha dehşet verici. Nitekim iki saat sonra babası gözlerini yumduğunda, yaşamın sona erdiğini görmek Sait'i rahatlatıyor - savaş bitti
işte, herkes yerini buldu.