Yalnız bilmem neden, ara sıra gülmeyle ağlama nöbetleri alırdı beni.
Ağlamama evdekiler çok öfkelenirlerdi.
'Anne, anne' diye saatlerce ağlardım.
Çocuklar da sanki dünya kurulduğundan beri anne diye ağlıyorlar.
Ben otların, sayısız çeşitteki çiçeklerin içinde dolanır, demli çayların, çatının sağ çıkıntısındaki kuş evinin güvercinlerinin toz kokusunda yaşar dururdum.
Sevindin, sevindin...
Elbette sevinirsin.
Bir çocuk bu yaşta, İstanbul içinde de olsa, annesiyle ucu bucu görünmeyen bir gardan, bavulları da ellerinde trene binerlerse, bu elbette yolculuk sayılır.