... Yarım yamalak dile getirebildiği düşüncelerini toparlayabilmek için epeyce çaba harcamak zorunda kalmıştı. Her zaman rahat konuşan biri olmuştu. Bu kesintilerin adamın dikkat çekici bir tip olmasından kaynaklandığına karar vermese , konuşamaması onu çok şaşırtırdı.
Yeni filizlenen bir aşkın bu kılıkta karşısına çıkıp da kendisini böyle ele geçirebileceği hiç aklına gelmemişti. Adamın kendisinde uyandırdığı duyguların aşk olduğunu da hayal edemezdi. Adamın sadece , pek çok yeteneğe sahip , farklı bir tip olduğu için ilgisini çektiğini sanıyor , hatta bu duygunun kendi insancıllığından kaynaklandığını düşünüyordu.
...Tutkusu kanatlanıp uçarken kızla birlikte yükseklere tırmandığını , onunla düşüncelerini paylaştığını , güzel ve soylu şeylerden onunla birlikte zevk aldığını gördü. Bir ruha sahip olmanın hayalini kuruyordu, tüm kabalıklardan arınmış , özgür bir ruh yoldaşlığıydı bu. Kesin olarak tanımlayabilmiş değildi ama bu konuda düşünmüyordu da. Aslında hiçbir şey düşünmüyordu. Hisleri mantığının üstüne çıkmıştı; hiç bilmediği duygularla ürperiyor , hareketleniyor, hissetmenin yüceltilip kutsallaştığı , hayatın doruklarının ötesine geçtiği bir duygu denizinde büyük bir zevkle sürükleniyordu.
Roma'da kadın , annelik konusunda da çok şanssızdır. Anne, doğurduğu çocuğu erkeğin ayağına bırakır. Eğer erkek o çocuğu kucağına alırsa evlat olarak kabul ediyor demektir. Ama çocuk olduğu yerde kalırsa , savaş tanrısına emanet edilmiştir ki, böyle bir çocuk ya insaflı bir insan yüreğini ya da ölümü bekler.
Sayfa 119 - Nesil Yayınları - 85. Baskı·Kitabı okuyor