Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Ortalama sanatın intihal ile parodi arasında salınmasına neden olan ve onu çoğu zaman toplumsal ve politik bir muhafazakarlığa veya kayıtsızlığa iten şüpheci eklektizmi ve tekniğe duyduğu katıksız ilgi, sanat-için-sanat estetiğinin en iyi saklanmış hakikatlerini ele veriyor olabilir: Teknik problemlerin tamamen işgal edip yön verdiği halis sanat, burjuvazinin hâkim fraksiyonlarının, sanat eserinin üretimi üzerindeki tekelin entelektüele ve sanatçıya ait olduğunu kabul ettiği zımni bir sözleşme varsayar. Buna göre sanat eseri, ciddi meselelerden, yani toplumsal ve politik sorunlardan uzak tutulmak suretiyle bir zevk vasıtası ve aynı zamanda ekonomik ve politik iktidara sembolik meşruiyet kazandırma vasıtası olarak görülür.
Sayfa 94·Kitabı okudu
Reklam
Meşru kültürden mahrum sınıflar, bu reddedilmiş meşruiyetin tanınmasını içermeyen bir tür karşı-meşruiyetle meydan okuyamadıklarından, kendilerini hizipçiden ziyade zındık olarak görmeye meylederler. Kültürel meşruiyetin zımni kabulü kendini esas olarak birbirine zıt görünen iki tavırda ele verir: en meşru kültürel tüketim biçimlerinden saygıyla kaçınma (alt sınıfların müze gezme tutumları dahil pek çok örnekte gördüğümüz gibi) ve aykırı pratikleri utançla inkâr. Örneğin müzik zevkleri sorulan işçilerin büyük kısmı, fazla düşünmeden kendini ‘’yaygın müzik’’ alanında konumlandırır ve böylece müzik alanındaki tüketimlerinin fazla da kayda değer olmadığını örtük bir şekilde belirtmiş olur. Kimi zamansa -ki orta sınıflara çıktıkça bu eğilim artar- müziğin meşru tanımıyla en çok örtüştüğünü düşündükleri tüketimlerini veya bilgilerini paylaşırlar. Benzer şekilde, büyük ressamların isimlerinin eserlerinden çok daha iyi bilindiği resim alanında da, bir müzeye hiç adım atmadıkları halde dört-beş büyük ismi zikretmeleri mümkündür. Bu bağlamda, verilen cevaplar düpedüz bir iman beyanı olabilir. (’’bunu seviyorum’’) veya bir iyi niyet ifadesi olabilir (’’şunu bilmek isterdim’’) veya bir kayıtsızlık itirafı (’’ilgimi çekmiyor’’) -ki nasıl görünürse görünsün bu bir reddiye değildir, çünkü her zaman ilgisizliğin nesnede değil öznede yattığı duygusu ona eşlik eder- veya hâkim kültürün kaba bir dille hor görülmesi olabilir, ki saldırganlığından da anlaşılacağı üzere bu tavır, kültürel aşağılık duygusuyla bir arada veya münavebeli olarak var olur.
Sayfa 86·Kitabı okudu
Tıpkı mikroplar ve akyuvarlar gibi, teori ve ekoller de birbirlerini yer bitirirler; yaşamın sürekliliğini sağlayan, aralarındaki bu mücadeledir.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Kant’ın ifadesiyle, ‘’Hayranlık duymak için fazladan bir çekicilik ve duygu unsuruna ihtiyaç duyan, üstelik bunu onayının ölçütü olarak benimseyen beğeni, henüz barbarlıktan çıkmamıştır.’’
Sayfa 49·Kitabı okudu
Beğeni sınıflandırır, sınıflandırıcıyı da sınıflandırır. Sınıflandırmaları üzerinden sınıflanan toplumsal özneler, güzel ile çirkin, seçkin ile avam arasında yaptıkları ve nesnel sınıflandırmalar içindeki konumlarını dışavuran veya eleveren ayrımlarla kendilerini ayırt ederler. Sanat ve kültürel tüketim, sınıf ayrımlarının ve eşitsizliklerinin kökeni veya müsebbibi olmasa da, ‘’bilinçli ve kasıtlı olarak veya olmayarak toplumsal bir işlevi -farklılıkları meşrulaştırma işlevini- yerine getirme’’, böylece toplumsal yeniden üretime katkıda bulunma eğilimindedir.
Sayfa 10·Kitabı okudu
Reklam