Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Sosyal Darwinist ideolojik söylem unsurlarının popülerleşmesi ve vulgerleşmesi, milliyetçilik ve militarizmin güdümünde gerçekleşti. Var olabilmek için güçlü olma ve mücadele etme icabını ahlaklaştıran söylem, milliyetçiliğin militarizmle sıkı sıkıya kenetlenmesinin tutkalıydı zaten.
Reklam
Biz uyanık olduğumuz ve sanatçı da gerçek anlamda yetenekli olduğu takdirde, yapıt kimi zaman bir lütuf, bir birlik ânı yaratır; bizim de varlığımızdaki saklı tutarlılığın ayırdına vardığımız ve yaşamımızdaki canlılığı duyumsadığımız bir andır bu. İskoç halk masalında da olduğu gibi, bu türden bir sanatın kendisi başlı başına bir armağan, ruha hayat veren bir iksirdir.
Sayfa 203·Kitabı okudu
Hobbes’un doğadaki yaşamın ‘’yalnız, sefil, vahşi ve kısa’’ olduğu yollu beyanı, ‘’aklın telkin ettiği doğa yasaları denen… elverişli barış hükümleri’’ ile karşı konabilecek ‘’tutkulardan hareketler yapılmış bir çıkarsama’’ gibidir. Bu eğilime göre, akıl tutkuya yönelik bir engel olarak hukuku türetir ve toplumsal yaşam ancak her kişinin kendini kısmen engellemeye kani olmasıyla ortaya çıkar.
Sayfa 136·Kitabı okudu
Kant’ın da dediği gibi, el, dışarıya doğru uzamış bir beyindir. İşin eli ve karşılıklı olarak elin de işi geliştirmesi insangillerin işbirliğini zorunlu kılmıştır. Bu işbirliği, başka bir deyişle toplumsallık, insanları, birbirlerine söylemeleri gereken bir şeyleri olmak durumuna getirmiştir. Dil, bu zorunluktan doğmuştur.
Sayfa 20·Kitabı okudu
Hollandalı anatom Louis Bolk’a göre, İnsana özgü nitelikler, gecikmenin sonucudurlar. Hayvan doğduktan birkaç gün, ya da birkaç hafta sonra yürür, insan ancak bir yıl sonra yürümeye başlar. Hayvanın büyümesi birkaç gün ya da birkaç yılda biter, insanın büyümesi on dokuz yıl sürer. Üretme yeteneği hayvanda birkaç ay ya da birkaç yılda, insanda on beş yılda başlar. Hayvanlar tüylü doğarlar, insan on beş yıl sonra tüylenir. Daha pek çok alanlarda da görüleceği gibi insan, pek uzun yıllar, doğuş sırasındaki durumunda (embrional durum) kalır. Bu gecikme, sonunda -insanın kılsızlığında görüldüğü gibi- büsbütün yokolmaya varacak olan bir organ gerilemesini, güçsüzlüğünü doğurur. Her hayvan çevresine uyar, insansa bu güçsüzlüğünden ötürü çevresine uyamaz. Bu yüzden de yaşayabilmek için çevresini kendisine uydurmak zorundadır. Tükenip yokolmamasını da gene bu gecikmeye borçludur.
Sayfa 17·Kitabı okudu
Reklam