Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
90’lı yılların müziği, türlerin birbiri içine geçtiği, abuk subuk denemelerin ortalarda dolandığı tuhaf bir karışımdır. Ortada, patladığı iddia edilen bir tür ve yeni yıldızlar vardır; ancak bunlar, sadece, on yıl boyunca yaşanacak keşmekeşin öncüleridir. 1991 yılında ‘Abone’ ile başlayan pop şarkıları devri, hızla artan ürünlerin piyasayı doldurmasıyla engellenemez bir hâl alır. Birbiri ardına yeni şarkılar ve şarkıcılar çıkar piyasaya. Abone’yi seslendiren Yonca Evcimik, piyasaya sunulmuş bir “ürün”dür. Sezen Aksu’nun yorumladığı Hadi Bakalım ve Nilüfer’in Şov Yapma’sıyla süren bir şarkı akınını başlatan da Abone’dir. Aysel Gürel-Onno Tunç-Garo Mafyan üçlüsünün şarkıları, çok iş yapar. Sonrasında bir sürü şarkıcı çıkar ortaya: Aşkın Nur Yengi, Sertab Erener, Levent Yüksel, Rafet El Roman, Asya, Candan Erçetin, Deniz Seki, Burcu Güneş, Gülşen gibi isimler, ilerleyen yıllarda başarılı olurlar.
Sayfa 50·Kitabı okudu
Reklam

Fatih Başaran

, bir kitap okudu
Puan vermedi·952 syf.·
2023 54. kitabı
George Eliot
9/10 · 530 okunma

Fatih Başaran

, bir kitap okudu
Puan vermedi·543 syf.·
2023 53. kitabı
Murat Meriç
8.1/10 · 15 okunma
Seksenli yıllar Türkiye’yi de içine alarak tüm dünyada önemli bir eşiğe karşılık gelmekteydi. 1970’lerin sonuna gelirken ciddi bir daralma gösteren devlet temelli planlı ekonomik yapılanmadan dünya çapında serbest ekonomiye geçişle beliren neoliberal politikaların işaretlediği bu dönem, piyasa öncülüğünde gerçekleşen bir küreselleşme olgusunu beraberinde getirdi. Ancak, David Harvey’in işaret ettiği üzere, serbest piyasa ve ticaret yoluyla toplumsal refahı sağlayacağı varsayılan neoliberalizm, pek çok alanda “yaratıcı yıkım”a yol açıyordu: “Yıkılanlar sadece önceki kurumsal çerçeveler ve iktidarlar”la sınırlı kalmıyor, “iş bölümleri, sosyal ilişkiler, refah hizmetleri, teknoloji karışımları, yaşam biçimleri, düşünce şekilleri, üreme etkinlikleri, toprağa bağlılıklar ve en derin alışkanlıklar da” yıkılıyordu. Başka bir anlatımla, seksenler itibariyle tüm dünyada geçerli olmak üzere siyasal, ekonomik ve toplumsal yaşamın her alanında meydana gelen köklü değişimler söz konusuydu.
Sayfa 228·Kitabı okudu
Belleğimizdeki bir ânı/olayı hatırlatmaya çalıştığımızda, bir izlenimler bulutu halinde zihnimizde yer alan geçmişin imgesini arıyoruzdur. Oysa bu arama eylemi bir dışavurumla son bulacaksa da “izlenim ile dışavurum arasında her zaman bir mesafe vardır”. Zira hatırlama eyleminin sonunda ortaya çıkan dışavurum mutlaka şimdiki zamanın referanslarına göre yeni bir biçim alacaktır. Parçalı ve katmanlı bir dokuda gerçekleşen hatırlama eylemi, zikzaklar çizerek yahut sıçrayarak üzerinde gidip geldiği zamansal boyuta sıkı sıkıya bağlıdır ve geçmiş zamanla şimdiki zaman arasında dokunan bir örümcek ağına benzer. Benjamin’e göre, hatırlanan olay, barındırdığı potansiyeller bakımından yaşanmış olaydan farklılaşır. Yaşanmış olayın sınırlılığına karşılık “hatırlanan olaysa sınırsızdır, çünkü kendinden önce ve kendinden sonra olup biten her şey için bir anahtardır sadece”. Hatırlama ânı, geçmiş ve şimdiki zaman arasında yeni bir değerlendirme alanı açar ve bunu durmaksızın tekrar eder. Neticede, Lowenthal’in ifade ettiği gibi “her geri çağırmada yaratıcı yanlış hatırlamalarla bezenen hatırlanan geçmiş orijinal deneyimden daha da uzaklaşır”.
Sayfa 103·Kitabı okudu
Reklam