Tüccar ve tefeci parası, bu serbestleşmiş emek ve üretim araçlarını bir araya getirerek, kapitalist evrim yolunu açacaktır. Bundan başka, köyün giderek mübadele ekonomisine açılması, pazarın genişlemesi bakımından dördüncü bir şart olarak ileri sürülebilir. Bütün bunların ötesinde, Batı’da feodal devletin, onun “mezar kazıcısı” olarak yükselen burjuva sınıfını, kazançtan pay alma endişesiyle desteklemesi, feodalizmden sanayi kapitalizmine geçişi kolaylaştırmıştır.
Hemen belirtelim ki, sınai kapitalizme geçiş deyince, makineler, dev fabrikalar ve mekanik enerji akla gelmesin. XVIII. yüzyılın başına kadar, sanayide kullanılan tekniklerin çoğu el maharetine dayanıyordu. İmalat, çekiç, testere, iğne, makas, el tezgâhı gibi basit aletlerle yapılıyordu. Manüfaktür, basit bir iş bölümüne dayanan ve bu aletlerle çalışan işçilerin toplandıkları ilk kapitalist iş yerleriydi. Manüfaktürden fabrika imalatına geçiş, 1760’tan başlayarak, tekstil fabrikalarıyla gerçekleşmiştir. İlk fabrikaların enerji kaynağı su idi. 1800 yılında İngiltere’de, nehir kenarlarında yüzlerce dokuma fabrikası vardı. Daha sonra yavaş yavaş buhar enerjisi, suyun yerini aldı. Dokuma hâlâ el ile yapılmaktaydı. Bazı sanayiciler, birçok tezgâhı bir fabrikada toplamışlardı, ama dokuma genellikle evlerde gerçekleştiriliyordu. Pamuklu sanayi için dahi, 1830 yılına kadar durum buydu. Fabrika, ancak 1850 yıllarına doğru, kumaş, kâğıt, cam, seramik, maden ve makine imalatına hâkim oldu. Küçük fabrikaların yerini, büyük fabrikalar almaya başladı. Ama yine de, evde çalışan işçi ve zanaatçı, konfeksiyon, ayakkabı, ağaç işleri ve gıda sanayi gibi geniş bir çalışma alanına sahipti. XX. yüzyılın başına doğrudur ki, bunlar ortadan kaldırılacak ve Batı’da karmaşık bir teknolojiye dayanan bugünün dev sanayisi kurulacaktır.