Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı

Fatih Başaran

, bir kitap okudu
Puan vermedi·509 syf.·
2025 3. kitabı
Michel Foucault
8.5/10 · 978 okunma
Reklam
Milliyetçi-devrimcilerin ikinci bir talihsizliği, Kurtuluş Savaşı’nın özel şartlarında yatmaktadır. Kurtuluş Savaşı, derebeyi, toprak ağası, tüccarı ve ulemasıyla Anadolu eşrafına dayanarak yürütülmüştür. Bir işçi, bir köylü, kısaca bir halk hareketi yoktur. Ayrıca, Osmanlı bürokrasisinden kalma unsurların da handikapını taşıyan milliyetçi-devrimci kadro, kendi saflarından kopmuş ön planda kişilerin liderlik ettiği ciddi bir muhalefetle karşı karşıya kalmıştır. Bu şartlar altında, tarımdaki Orta Çağ kalıntılarını bir devrimle temelinden tasfiye edip Türk kalkınmasını sağlam bir tabana oturtmak mümkün olmamıştır. Bu ters şartlara rağmen, milliyetçi-devrimci kadro, dayandığı güçler aleyhine harekete geçmiş, fakat eşraf demir perdesini kırmaya gücü yetmemiştir. Yine de, toplumu adım adım zorlayarak, büyük işler başarılmıştır. Ama köyün, dolayısıyla Türkiye’nin kaderi değiştirilememiştir.
Sayfa 338·Kitabı okudu
Demek ki, Namık Kemal’e göre uygarlık, bir saksıya gül fidanı diker gibi, bir devrime ihtiyaç olmadan, eski toplumsal yapı üzerine oturtulabilecektir. Uygarlık (sanayi uygarlığı), geçmişin toplumsal kurumlarıyla rahatlıkla bağdaşabilecektir. Ve emperyalizmin, açık pazar şartlarında her şeye damgasını vurduğu bir dönemde, “Batı uygarlığının şu kadarını alalım, şu kadarını almayalım” tarzında bir tercih yapabilmeye imkân yoktur. Abdülhamit, en koyusundan İslamcılık yapmıştır, ama onun zamanında ülke, bütün “alafrangalık”larıyla birlikte daha çok sömürgeleşmiştir. Namık Kemal, eski toplumsal yapıya uygarlığı oturtmanın yolunu, Anayasa ve eğitimde görmektedir. Meşveret ve maarif, uygarlık kapısını açacaktır. Eğitimle bireyler aydınlanacaklar, Anayasa ise devlet çarkının halk yararına arızasız dönmesini ve bütün işlerin düzelmesini sağlayacaktır: Usul-i meşverete, “müracaat olunmadığı surette dakikabedakika mezaristan-ı inkiraza yaklaşacağımızda ve pek az zaman içinde mahvolacağımızda hiç şüphe yoktur. Meşveret, meşveret! Meşveretsiz bize necat mümkün olamaz.” Meşveret ve maarif, bizi Avrupa müdahalesinden kurtaracağı gibi, kapitülasyonlar ve serbest ticaret antlaşmasının zararlarını çok azaltacaktır: “Usul-i meşveret kabul olunsa ve mekteplerimiz iktizası kadar tanzim edilse, uhuddeki (ticaret antlaşması ve kapitülasyonlar) fenalığın tesiri pek cüz’i kalır.” Vatansever yazar, Anayasa’dan mucizeler beklemekle birlikte, halka da her zaman pek güvenmemektedir.
Sayfa 165·Kitabı okudu
Bu sömürü düzeni nasıl ortaya çıktı? Avrupa yazarlarından çoğuna sorarsanız, suçlu ya İslamiyettir ya da Türklerin göçebeliği ve barbarlığıdır. Asya Üretim Tarzı taraftarlarının bir kısmı da, tezlerini çok daha ince tahvillerle tekleseler bile, bu kafileye katılmaktadırlar. Onlar da, kendi iç evrimiyle daha ileri toplum biçimlerine geçemeyeceğini ileri sürdükleri “Asya Tipi” toplumsal düzeni, geri kalışımızdan suçlu tutmaktadırlar. Halbuki gördük ki, tarih açısından çok kısa sayılabilecek bir süre önce, Türk toplumu, zamanına göre en ileri bir gelişme düzeyinde bulunmaktaydı. Batı toplumlarından daha önce, sınai kapitalizm yoluna girmesi imkânsız değildi. Bu gerçekleşmediyse, bunun nedeni, ne Batı’nın doğal üstünlüğü, ne Türk’ün göçebeliği ve Müslümanlığı, ne de “Asya tipi” toplum düzenidir. Bizim dışımızdaki birtakım tarihsel olaylar dizisidir ki, Batı’nın prekapitalist düzeninden kapitalist düzene geçişte ön almasını sağlamıştır. Bu tarihsel olaylar dizisi şöyle sıralanabilir: Okyanuslara açık coğrafi mevkii ve onu Doğu’nun zenginliklerine muhtaç kılan fakirliği, Batı Avrupa’yı denizaşırı keşiflere zorlamıştır. Bu keşifleri izleyen sömürü talanı, tüccar elinde önemli sermayenin toplanmasına yol açarak, sermaye birikimini hızlandırmıştır. Bu hızlı birikim ve bu birikimi gerçekleştiren sınıfın itici gücüydü ki, prekapitalist düzen giderek çözülmüş ve bu düzen içinde gelişen ticari kapitalizm, sınai kapitalizme dönüşmüş ve Batı toplumları yeni bir düzene geçmişlerdir. Bu gelişme süreci içinde, Doğu ve Batı toplumları arasındaki kuvvet ilişkileri bozulmaya yüz tutmuş, Doğu üstünlüğünün yerini Batı üstünlüğü almaya başlamıştır. Rollerdeki bu değişiklik, Doğu ve Batı arasında köprü durumunda bulunan Türkiye’yi ilk planda etkilemiş, Anadolu’dan geçen milletlerarası
Sayfa 146·Kitabı okudu
“Köylü, bitkin, güvensiz ve inançsızdır. Devletle ilişkisi tek taraflıdır. Devlet, yalnızca “vergi ver, asker ver” demektedir. Bu durumda köylüyü takatsiz düşürmek pahasına da olsa, az çok bir güvenlik getiren derebeyi ve toprak ağasıyla iyi geçinmekten başka çıkar yol yoktur. Köylü, derebeyi, toprak ağası ve tefeci tüccarın dış aleme karşı gerdiği “demirperde”nin gerisinde, susmuş, sinmiş ve içine kapanmıştır. Köylünün tek protesto biçimi, “askerden kaçıp dağda gizlenmektir” diyen Yusuf Akçura, tarihi bir gerçeği dile getirmektedir. Prof. Tankut’un şu sözleri, itirazlarla karşılanacak bile olsa, düşündürücüdür: “Asırları dolduran korku hayatı ve kanlı kovalama, Anadolu köylerinde bir kalabalıktan ve insandan kaçma (misanthropie) ahlakı yarattı. Zorla ihtiyar ettiği uzletin içinde, her gün alnını çarptığı tabiat şiddetleri, tabiat kısırlığı ve akıbet kaygısı, Türk köylüsünün ırki ve ezeli neşesini yüzünden sıyırıp alınca, azmi de gevşedi. Yarın güneşin nasıl doğacağını bile kestiremiyordu. Bu ruhi halet, ruhi bir kansızlık yapar. Müptelalarında iradesizlik, tereddüt ve ümitsizlik hakimdir. Böylece bedbin bir felsefe, ürkek, kurnaz, itimatsız bir moral doku… Türk gönlünde gıllügiş(aklın muhtelif fikirler üzerinde kararsızlığı, şüphe ve tereddüt; gönül darlığı ve bozukluğu; kin ve hile; haset ve garaz; hıyanet ve adavet, gizli düşmanlık)da yer tutar oldu. Mistik tarikatlerin oralarda tutunabilmesi, işte bu sebeplerdendir.””
Sayfa 124·Kitabı okudu
Reklam