İnsanın kendine dönmesi dışarının uğraşlarından, hırsın yarattığı kaygılardan, geleceğe ilişkin korkudan yüz çevirmekse, kendi geçmişimize dönebilir, o geçmişi hatırlayabilir, onun gözümüzün önünde istediğimiz gibi akmasını sağlayabilir ve onun üzerinde hiçbir şeyin bozamayacağı bir ilişkiye sahip olabiliriz: “O, yaşamımızın kutsal ve ihlal edilemez, insana ait rastlantılardan kurtulabilmiş olan, talihin egemenliğinden etkilenmemiş ve ne yoksulluğun, ne korkunun ne de hastalıkların altüst edebildiği tek parçasıdır; o parça da ne tasalandırılabilir ne de baştan çıkarılabilir; ona sahip olma durumu hem süreklidir hem de erinç kaynağıdır.” Bu sahiplenme dahilinde oluşan kendilik deneyimi, yalnızca bir gücün denetlenmesi ya da başkaldırmaya hazır bir güç üzerinde kurulan bir egemenlik deneyimi değil, insanın kendi kendisinden aldığı bir hazzın deneyimidir. Sonuç olarak kendi kendisine ulaşabilen insan, kendisinin haz nesnesidir. İnsan yalnızca ne ise o olmakla yetinip kendini bununla sınırlandırmayı kabullenmez, kendi kendisine “haz verir.” Seneca’nın genellikle gaudium ya da laetitia terimleriyle belirttiği bu haz, bedende ya da ruhta hiçbir rahatsızlık biçimiyle birlikte görülmez ya da böyle bir şeyi peşinden sürüklemez; onu tanımlayan, bizden bağımsız olan, dolayısıyla da bizim gücümüze bağlı olmayan hiçbir şey tarafından yaratılmamasıdır; o bizden gelir ve bizde doğar. Bir de; herhangi bir derece ve değişim nedir bilmemesi ve “tek parça halinde” verili olması, bir kez verildikten sonra da hiçbir dış olayın onu tehdit edememesiyle tanımlanır. Bu açıdan, bu haz türü, voluptas terimiyle belirtilen şeyin tamı tamına tersine işaret eder; voluptas, kökeni bizim dışımızda ve mevcudiyetlerinden emin olamayacağımız nesnelerde konumlanan bir hazzı anlatır. Dolayısıyla bu,