Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Amin Maalouf’un belirttiği gibi insan en fazla yaralandığı aidiyetiyle kendini tanımlama eğilimindedir. Bu deneyimler bu kimliği paylaşanlar arasında bir dayanışma duygusunu açığa çıkarır ve kişiyi “yaralı” kimliğini temsil eden politik kolektivitelere katılmaya motive eder. Kürt gençlerinin etno-politik bilinci de tepkisel bir bağlamda, Türk milliyetçiliğiyle olumsuz karşılaşmalarla inşa olabiliyor ve bu deneyimler kişilerin ana-akım Kürt siyasi hareketi lehine siyasallaşmasını sağlayabiliyor.
Sayfa 85·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.

Fatih Başaran

, bir kitap okudu
Puan vermedi·280 syf.·
2023 27. kitabı
Yusuf Ekinci (Öğretmen)
7.5/10 · 26 okunma
Siyasal katılımın ve sosyal dayanışmanın ANAP ve DYP tarafından temsil edilen Türk merkez sağ siyasetindeki erozyonu, 1990’lardan itibaren yeniden Türkiye siyasetinin gündemine oturdu. İkisi de Boğaz kapitalizminin, yüksek devlet kültürünün ve kozmopolit elitlerin birer temsilcisi olarak görülen Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz’ın temsil edemediği bir değerler kümesini temsil etmeye çalıştı. AKP, neoliberalizme teslim olduğu ölçüde siyasal tutarlılıkları iflas eden ve seçmen tabanları eriyen Mesut Yılmaz’ın ANAP’ı ve Tansu Çiller’in DYP’si karşısında, özellikle üst-orta sınıf sağ metropolitan seçkinciliğinin ve milliyetçi sağın taşradaki eşraf temsilcilerine dayanan siyasetinin dışında bir sosyal liderlik alternatifi yaratmaya çalıştı. Merkez sağın, zamanla sığlaşan ve daralan klientalist dağıtım ağlarının ötesine geçebilecek ve böylece orta-alt sınıf kitlelerin popülist beklentilerini ve yeniden bölüşüm taleplerini karşılayabilecek bir siyaset oluşturmaya çalıştı.
Sayfa 36·Kitabı okudu
Ortaçağ, toplumsal olarak ele alındığında olağanüstü huzursuz bir dönemdi. Şiddet gündelik bir olaydı, kavgalar daha ateşliydi, çoğu kez savaş kaide, barış daha ziyade istisnaydı. Salgın hastalıklar dünyada kol geziyor; binlerce insan hiçbir yardım ve teselli bulamadan ıstırap ve pislik içinde ölüyordu. Kötü hasatlar, birkaç yılda bir fakirlerin ekmeğini ufaltıyordu. Dilenci ve sakat yığınları, Ortaçağ manzarasının alışılmış bir parçasıydı. İnsanlar, büyük iyilikler yapma kabiliyetine sahip oldukları gibi; aynı şekilde katı zulümlere, başkalarının ıstıraplarından haz almaya ve bunların sefaletlerine karşı kayıtsızlığa da kabiliyetliydiler. Zıtlıklar günümüzdekinden daha keskindi. Bir yanda şehvetin dizginlenmemiş tatmini, diğer yanda yürek sızlatan pişmanlıklar; bir yanda dehşet veren günah korkusunun baskısı altında riyazet ve tövbe, diğer yanda efendilerin şatafatı ve fakirlerin sefaleti. Ölümden sonra cezalandırılma korkusu yani ruhun kurtuluşuna dair korku, ekseriyetle fakir ve yoksulları hazırlıksız yakalardı. Hükümdarlar işi sağlama almak için kilise ve manastırlara bağışta bulunur; fakirler ise dua ve tövbe ederlerdi.
Sayfa 22·Kitabı okudu