Şimdi bu kitapla alakalı bir inceleme yazacağım. Yerden yere vuracağım bu kitabı üslubunu beğenmediğimi yazarının bu işi hiç beceremediğini söyleyeceğim. Söyleyeceğim ki Nurullah Hoca'nın kulağına gitsin gitsin de bir daha kalemi eline almasın. Uzak dursun kalemden kağıttan yazmaktan çizmekten. Ne şiir yazsın ne roman bundan sonra.
Ah be Nurullah Hoca ne yaptın sen böyle? Ne kadar geç kalmışım bu kitaba. Hani "Kalem kalbe dokundu." diyorlar ya işte bu kitap tam da öyle. Okuyanın kendi hayatından da bir kesit bulabileceği o nadir kitaplardan.
Kitabın adı "İntizar" olunca insanın aklına ilk olarak Neşe Karaböcek ve söylediği şarkı ya da "el-intizâr eşeddü minen-nâr: Beklemek ateşten daha şiddetlidir." sözü geliyor. İşte mutlaka okuyacağınız bu kitap akla ikinci gelen kısımla alakalı. Yani "beklemek" ama öyle kuru kuru değil. Hasretle, aşkla, hicranla kor olarak, kül olarak beklemek. Herkesin bir beklediği var. Kitabın her karakterinin kendine göre hayattan insanlardan bir beklentisi var. Hani dedim ya okuyan herkesin hayatından bir kesiti mutlaka bulabileceği bir kitap diye. Okuduğunuzda beni daha iyi anlayacaksınız.
Kitabı okurken ve okuduktan sonra şöyle bir düşündüm de aslında İntizar etmediğimiz bir anımız yok hayatımızda. Her anımız her günümüz beklemekle geçiyor. (Ya da geçmiyor. ) Çocukluğumuz, gençliğimiz, orta yaşlarımız hatta ihtiyarlığımız bile bekleyerek geçiyor. Kimi beklediğine kavuşuyor kimi de kavuşamıyor. Kiminin bekleyişi kısa sürüyor kimi ise kavuşmayı başka bir aleme bırakıyor.
Kısacık bir kitapta koskoca bir hayatı anlatmış Nurullah Hoca. Daha önce yazdığım incelemede de söylediğim gibi uzun uzun karakter tahlilleri roman analizleri yapamıyorum ben elimden gelmiyor. Ama bu kitapla da duygusal bir bağ kurmuş olabilirim. Kim bilir belki ana