Saray-ı Âmire, dönemin Rönesans ve Şark mimarisini birlikte aksettiren bir yapıdır. Bu yapı, Doğu'nun ve Batinın kültürünü bilen, iki dünyaya da efendilik yapan bir parlak entelektüelin, padişahın ve o dönemin en genç mareşalinin karakterini yansıtır. Topkapı Sarayı'nın her yerinde onun topladığı ve sakladığı klasik parçaları görürsünüz. En zengin, en nadide ve en özgün çini koleksiyonu onun sayesinde Türkiye’dedir.
Burada Fâtih'in yaşadığı yüzyılda saray mutfağıyla ilgili bir parantez açalım. Mutfak araştırmalarımız bilimsel olarak, arsiv malzemesi ve seyahatname gibi kaynaklarla yeni yeni yapılmaya başladı. Mesela Turgut Kut'un Topkapı arşivlerinden yaptığı araştırma ve malzeme bilgisi, Fâtih devri mutfağı üzerine çarpıcı bilgiler getiriyor (umut ederiz yakında yayımlanır). Turgut Kut, domates ve patatesin 15. asırda bilinmediğini (haklıdır, henüz Amerikådaydı), havyarın saray sofrasında yer aldığını söylüyor ve geniş bir meyve sebze listesi veriyor.
19. yüzyılda saraylara yapılan masrafların bir zarureti karşıladığı açıktır ve şu hususu söylemek gerekir: Tabiatın verdiği zarafet dışında bu sarayların çağdaş devletlerinkiyle karşılaştırılacak bir ihtişamı yoktur ve hele hele Osmanlı Devlet' nin protokol bakımından büyük devletler arasında bulunduğunu hatırlarsak hiç de aşırı tüketim ve israf söz konusu olamaz.