Türkler, atlı-göçebe bir toplumdur; hızlı örgütlenmeleri buna bağlıdır ve Uzak Asya'daki komşulukları Moğollar ve Çin İmparatorluğu'yla olmuştur. Miladi II.
yüzyıldan itibaren de Batı Avrupa'nın Hıristiyanlığı kabul ediși gibi değil, çok kademeli ve aşamalı bir şekilde İslam'a intibak eden bir kavimdir. Türklerin Müslümanlığa kitlesel olarak geçişi 10. yüzyılda başlar ve temelde 18. yüzyıla kadar devam eder.
Sancak şehzadelerinin aralarındaki taht kavgası malum; bu tip eğilimleri en sert şekilde önleyen Yavuz Sultan Selim ve Kanûnî Sultan Süleyman oldu. "Nizâm-ı devlet" ve "selâmet-i millet" için evlat ve torun katli dahi mübahtı. III. Murad'ın beş ve III. Mehmed'in 19 kardeşini katlinden sokaktaki insan dahi yaka silkti ve dedikodular peşi peşine gitti.
Osmanlıyı ancak Birinci Dünya Savaşı'ndaki yenilgi, modernleşen siyasi yapı ve cumhuriyetin ilanı sona erdirdi. Bu açıdan bir Orta Çağ imparatorluğu modernleşti ve modern dünyanın şartları karşısında Avusturya-Macaristan ve Rusya imparatorlukları gibi ortadan kalktı.
Cem Sultan olayının Osmanlı'ya karşı nasıl bir koz olduğu herkesin malumu olmuştu. Bu vaka bir önemli gerçeği izah ediyor: Tahta geçemeyen bir şehzade bir iç harp yaratıyor. Bu kanlı iç harbin sonunda da dış kuvvetlere sığınıyor ve devletin başına Damokleśin Kılıcı, bir heyula hâline dönüşüyor. İşte Cem Sultan yani o kıymetli şehzadenin içine düştüğü trajedi dolayısıyla yaşananlar, Osmanlı tahtında bir tek hükümdar, bir tek fert, bir tek varis olması gerektiği fikrini gösterdi ve gerekçesini kuvvetlendirdi. Yaşananlar kardeş katli gibi bir uygulamayı da izah etmektedir.