Mars'ın çekim alanına giremeden, gezegeni teğet geçip gittim. Bana uzunca bir süre yetecek yedek yakıtım, oksijenim, yiyecek içeceğim var. Şimdi tabloyu gözünüzün önüne getirin: Karanlığın içinde uçup duruyorum. Önümde, sağımda, solumda ışıyan birtakım yıldızlar. Soğuktan çivi kesmiş bedenim, bin yıl sonra bile bu karanlıklar okyanusu içinde uçmaya devam edecek. Ancak o bin yıldır uçup duran şey, ben değil, benim cesedim olacak. Ama ya ölmeden önce, henüz yaşıyorken, bitmek tükenmek bilmeyen günler geceler boyunca yapacağım uçuşlar ? Evrenin sonsuzluğunda, küçücük, lanet bir kutunun içinde, umutsuzca, tek başıma geçireceğim o sonsuzluğa dönüşmüş zaman parçası ? Ölüm değil, yalnızlık, asıl korkunç olan ! Ruhunun kurtulacağı umudunun bile olmadığı yalnızlık ! Canlı canlı cehenneme düşmüşsün gibi. Cehennem tam da budur işte: sonsuz karanlıkta, içinde hiçbir umudun olmadığı, kaskatı bir yalnızlık. Bu gerçekten çok korkunç bir şey. Bu uçusu tek başıma yapmak istemememin nedeni bu.
Sayfa 15 - Türkiye İş Bankası