“Seninle aynı fikirdeyim,” dedi Düşes, “ve buradan çıkaracağımız ders: ‘ Göründüğün gibi ol’ - ya da daha basit bir şekilde söylemek gerekirse: ‘Kendini başkalarına göründüğünden ya da görünebileceğinden farklı biri olarak görme ki, başkaları da seni başkalarının gözünde başka biri olmaya çalışan başka biri olarak görmesin.’ “
“Hiç de değil !” dedi Şapkacı. “O zaman şunlar da aynı anlama gelirdi:’ Yediğimi görüyorum’ demek, ‘gördüğümü yiyorum.’ Demekle aynı şey !”
“Ya da şöyle diyebilirsin,” diye ekledi Mart tavşanı: “ ‘Sahip olduğum her şeyi severim.’ ile ‘sevdiğim her şeye sahibim.’ “
Balkan Türküyüm: Faşistsin
İşçilerin,hakkıyla çalışan emekçinin yanındayım: Komünistsin
Lgbt ve feminizmin mantıklı olmadığını düşünmekle birlikte sorunları çözeceğine inanmıyorum: Geri Kafalısın
Atatürk İlke ve İnkilaplarına bağlıyım: Dinsizsin
Çok yorucusun Türkiyem çok...
Maud kulağının dibinde yüksek sesle bağırıp, “Ya ölümsüzlük?” diye sorguladı.
El üç kez yazmaya davranıp umutsuzca yalpaladı. Kalem düştü. Yeniden eline vermek için boşuna çabaladık. Parmakları kalemi kavrayamıyordu. Ardından Maud kalemi eline tutuşturup kendi parmaklarıyla bastırdı ve el büyük harflerle, her bir harfin dakikalar alacağı denli yavaş biçimde yazdı:
“Z-I-R-V-A”
Bu Wolf Larsen’in son sözüydü, “zırva” ; son ana kadar kuşkucu ve dediğim dedikti. Kol ve el gevşedi...