Fatih Kurnaz

Fatih Kurnaz
@Fatihkurnaz
Tiyatroyu sever, oynar, yazar. Okumaktan ve okutmaktan keyif alır. Geçmişin deneyimleri, geleceğin hayalleriyle anı yaşamaya çalışır. Yapmadığı şeylerden ziyade yaptığı şeylerden pişman olmayı tercih eder.
Öğretmen
Yüksek Lisans
5 Nisan
301 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Gündelik Olanın Derinliği
Puan vermedi·208 syf.··
2025 27. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2025 23:39
İnsanı anlamak için onu dinlemek gerekir. Irvin D. Yalom, bunu sadece teorik olarak bilen değil, binlerce terapi seansı boyunca yaşayarak içselleştirmiş bir psikiyatrist. Günübirlik Hayatlar, Yalom’un terapi pratiğinde karşılaştığı vakalardan yola çıkarak kaleme aldığı etkileyici anlatılardan oluşan bir kitap. Her biri gerçek hayattan olan ancak kurgu estetiğiyle şekillendirilmiş bu öyküler, hem ruhsal çözümlemeler içeriyor hem de insani bir sıcaklık taşıyor. Kitap, sıradan insanların ruhsal sancılarına odaklanıyor. Başkaları için sıradan görünen hayatlar, içeriden bakıldığında travmalar, korkular, pişmanlıklar ve özlemlerle örülüdür. Yalom, bu sıradanlık içinde kaybolmuş insanlara hem bir ayna tutuyor hem de okuru o aynanın karşısına geçiriyor. Öyküler yalnızca bir danışanın içsel dünyasını keşfetmekle kalmayıp aynı zamanda terapistin de kendi insanlığını, sabırsızlıklarını, sezgilerini ve sınırlarını sorgulamasına yol açıyor. Bu yönüyle kitap sadece psikoloji meraklıları için değil, insan ilişkilerine dair daha derin bir farkındalık arayan herkes için değerli bir kitap haline geliyor. Yalom’un dili akademik değil; sıcak, yalın, yer yer ironik ama her zaman samimi. Terapiye dair teorik çerçeveleri ve klinik kavramları basitleştirmeden, fakat insani örneklerle sunuyor. Onun için terapi, yalnızca bir teknik değil, iki insanın karşılıklı dönüşümüdür. Terapist ne kadar “yardım eden” konumunda olsa da, her danışan da ona bir şey öğretir. Bu çift yönlü öğrenme hali, Yalom’un yaklaşımını özgün kılıyor. Günübirlik Hayatlar, terapi odasının sadece “sorunların çözüldüğü yer” olmadığını, aynı zamanda insanların en çıplak ve sahici halleriyle kendilerini tanıdıkları bir alan olduğunu gösteriyor. Bu kitabı okurken yalnızca başkalarının hikâyelerine tanıklık etmiyoruz; kendi
Duygu ve Düşünce
Günübirlik HayatlarIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 201616,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·408 syf.··
2025 26. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2025 20:08
Piraye’nin “Seyir” adlı romanı, bireyin içsel yolculuğu, geçmiş travmalarla yüzleşmesi ve farkındalıkla dönüşümü temasını işlerken; aynı zamanda psikodinamik, varoluşçu ve bilişsel kuramlar ekseninde güçlü okumalar yapılabilecek katmanlı bir anlatı sunuyor. Kitabın üzerinde durduğu “anlam arayışı” ve “otantik yaşamak” temaları kitapta sık sık tekrar ediyor. Kısacası kitabın karakteri Mina, varoluşsal sancılar çekiyor. Mina’nın “gerçekten yaşayamama”, “rol yaparak hayat sürme”, “kendini tanımlayamama” gibi içsel sorguları da bu sancıları çekilmez hale getiriyor. Mina sürekli olarak başkalarının beklentilerine göre yaşayan, kendi seçimlerinden korkan bir karakter olarak çizilmiş. Kitabın ilerleyen bölümlerinde, iç sesini dinlemeye başlaması ve toksik ilişkilerden uzaklaşma çabası da onun varoluşsal uyanış sürecini temsil ediyor. Mina’nın cinsel, duygusal ve psikolojik travmalarla dolu geçmişi, onu bastırma ve inkârla hayatta kalmaya itiyor. Ancak bu travmalarla yüzleşmeye başlaması, onun yeniden yapılandığı, geçmişiyle barıştığı bir dönüşüm sürecine giriyor. Mina sadece yaralarını sarmıyor, aynı zamanda bunlardan yeni bir anlam ve güç çıkarıyor. “Seyir” ismi de bu dönüşümün metaforu gibi aslında. Seyretmekten seyir etmeye geçiş, pasiflikten aktif yaşamaya geçiştir. “Seyir”, psikolojik açıdan oldukça zengin bir kitap. Travma, bağlanma, savunma mekanizmaları ve varoluşsal sorgular üzerinden ilerleyen hikaye; hem bir bireysel dönüşüm yolculuğunu hem de psikolojik kuramlarla iç içe geçmiş çok katmanlı bir okuma deneyimi sunuyor. Mina’nın geçmişle hesaplaşması, kendine dönmesi ve sahici yaşama geçmesi, okuyucuda da benzer bir uyanış etkisi yaratmayı hedefliyor. Derinlemesine düşünülüp işlenmiş bir psikolojik süreç içerisinde zaman zaman tekrara düşse de kendimden bir
Duygu ve Düşünce
SeyirPiraye · Mona Yayıncılık · 202115,2bin okunma
Puan vermedi·312 syf.··
2025 24. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2025 21:12
Serkan Karaismailoğlu, bilimsel araştırmaları halk diline indirgemek konusunda tam bir gönül insanı. "Dünyanın En Yalnız Beyni" kitabında da beynimizin içinde yaşayıp kimselere haber vermeyen, yalnız ve biraz da dertli bir organizmayı anlatıyor. Bir beyin düşünün ki Instagram’ı yok, story atamıyor, iki lafın belini kıramıyor... Üzücü. Kitap, beynimizin nasıl çalıştığını, nasıl aşık olduğumuzu, nasıl küstüğümüzü ve neden sabahları alarmı 5 kere ertelediğimizi bilimsel verilerle açıklıyor. Tabii Karaismailoğlu bunu yaparken, "şimdi sana sinir bilim dersi vereceğim" havasına hiç girmiyor; aksine, sanki kahvede oturmuşuz da karşılıklı çay içerken anlatıyor gibi. Üstelik her bölümde beynimizin aslında bir garip yakınımızdan farksız olduğunu görüyoruz: Bazen aşırı çalışkan, bazen tamamen vurdumduymaz, bazen de kafasına göre takılıyor. Kitapta öyle anlar oluyor ki bazen beynimize acıyoruz: "Yahu bu kadar yükü taşıyor, hem çalışıyor, hem ağlıyor, hem seviyor, hem unutuyor. Bari akşam bir kahve ısmarlasak." Bir de beynimizin sürekli "enerji tasarrufu" yapmaya çalıştığını öğreniyoruz. O yüzden yeni şeyler öğrenirken üşeniyoruz. Yani beynimiz de en az bizim kadar "bir kahve içeyim öyle başlarım" ya da "pazartesi başlarım ya nolacak" modunda. Tüm bu söylediklerimi bir ergeni merkeze alarak anlatıyor. Başlarda “ergen psikolojisi”nden başka bir şey değil bu kitap dedirtse de sonralarında toplumsal bozulmalardan tutun da eğitim sisteminin eksikliklerine, insanlar arası ilişkilere hatta inanmazsınız tarihteki ilk yapay zekaya kadar çoğu şeyden bahsediyor. Üstelik bunların hepsini bilimin ışığında yapıyor. Ayakta alkışlanacak, önünde şapka çıkartılacak hareketler. Alkışlıyoruz. Kısaca: -Okuması kolay mı? Evet, çünkü yazar tam anlamıyla "bilimi mahalleye indirmiş". -Eğlenceli mi?
Duygu ve Düşünce
Dünyanın En Yalnız BeyniSerkan Karaismailoğlu · Ortapia Yayınları · 20253,363 okunma
Dünyaya bir de çocuk gözüyle bakmak
Puan vermedi·289 syf.··
2025 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2025 17:06
Mark Haddon’ın Süper İyi Günler adlı romanı, yalnızca ilginç bir dedektiflik hikayesi sunmakla kalmayıp, aynı zamanda farklı bir zihinsel dünyaya pencere açıyor. Otizm spektrumunda olduğu düşünülen 15 yaşındaki Christopher Boone’un gözünden anlatılan bu roman, sıra dışı bir ana karakterle sıradan dünyanın ne kadar karmaşık ve bazen anlaşılmaz görünebileceğini etkileyici bir şekilde işliyor. Ağızlarda yer edinmiş bir laf vardır. “Dünyaya bir de çocukların gözünden bakılmalı.” diye. İşte bu kitap tam olarak bunu yapıyor. Hatta bu çocuk öyle sıradan bir çocuk da değil. Özel bir çocuk. İnanılmaz bir zekası var. Matematiği, fiziği çok seviyor. Tam bir düzen hastası. Bu yüzdendir ki kitabı sadece asal sayılar kullanarak numaralandırıyor. Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri, Christopher’ın iç dünyasının çok güçlü ve detaylı bir biçimde aktarılması. Anlatım biçimi sade, mekanik ve son derece sistematik bir yapıya sahip. Duygusal ifadelerden çok, gözlem ve mantık ağırlıklı bir dil var. Bu, okuyucuya karakterin zihinsel işleyişine dair etkileyici bir pencere açıyor. Romanın en güçlü yönlerinden biri, karakterin benzersiz bakış açısını hem dramatik hem mizahi biçimde sunabilmesidir. Ancak bu stil, alışılmış olay örgüsünü arayan okuyucular için zaman zaman monoton veya yavaş ilerliyor gibi görünebilir. Hikayedeki bazı karakterler -özellikle yetişkin figürler- zaman zaman karikatürleşmiş ya da eksik gelişmiş hissi verebilir. Ayrıca, kitabın sonuna doğru çözülen sırların bazıları biraz aceleye getirilmiş gibi durabilir. Ancak tüm bu unsurlar, anlatımın amacına -yani Christopher’ın dünyasında kalmaya- hizmet eder. Süper İyi Günler, yalnızca bir çocuk romanı ya da gençlik edebiyatı örneği değil; farklılık, anlamlandırma ve kabullenme üzerine evrensel bir hikaye aslında.
Duygu ve Düşünce
Süper İyi GünlerMark Haddon · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20224,173 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2025 22. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2025 14:22
Forrest Carter’ın Küçük Ağaç’ın Eğitimi, yalnızca bir çocuğun hikayesi değil; aynı zamanda doğayla uyum, kültürel miras ve insan ruhunun derinliklerine inen bir yolculuktur. Beş yaşında yetim kalan Çeroki bir çocuğun gözünden aktarılan bu hikaye, okuyucuyu hem kalbine hem vicdanına dokunan bir deneyime davet ediyor. Kitabın genelinde bir eğitim verme söz konusu ancak verilen eğitim geleneksel anlamda bir okul eğitimi sunmuyor. Büyükbaba ve büyükanne, Küçük Ağaç’a “Gidişat”ı öğretiyor; doğanın döngülerini, yaşamın dengesini ve her varlığın ruhunu anlamayı. Büyükbaba’nın, “Yalnızca gereksinim duyduklarını al. Geyik avlıyorsan, en iyisini alma. En küçük ve en yavaş olanını seç, o zaman geyik daha güçlü olur ve her zaman sana et verir,” sözleri, tüketim çılgınlığına karşı bir slogan gibi. Bu yaklaşım, Çeroki kültürünün doğayla uyum içinde yaşama felsefesini yansıtıyor ve modern dünyanın açgözlülüğüne eleştirel bir ayna tutuyor. Büyükanne ise ruh aklı ve beden aklı kavramıyla Küçük Ağaç’a derinlik katıyor. “Ruh aklı bütün diğer kaslar gibidir. Kullandığın zaman büyür ve güçlenir,” diyerek, insanın içsel gelişimini ve sevgiyle anlamanın önemini vurguluyor. Küçük Ağaç’ın Eğitimi, yalnızca Kızılderili bir çocuğun ve ailesinin hikâyesi değil; modern dünyanın yok ettiği değerlere de bir çağrı niteliğinde. Sevgi, saygı, dürüstlük ve doğayla uyum, kitabın temel taşları. Özellikle, tüketim toplumunun kölesi olmuş bireyler için bir uyanış niteliğinde. Doğaya, geçmişe ve insani değerlere duyulan özlemi hissettiren Küçük Ağaç’ın Eğitimi, okuyucuyu bir kez daha insan olmanın anlamını sorgulamaya davet ediyor. Eğer doğanın sesini duymak, bir çocuğun saflığıyla dünyaya bakmak ve ruhunuzu beslemek isterseniz, bu kitap tam size göre.
Duygu ve Düşünce
Küçük Ağaç'ın EğitimiForrest Carter · Say Yayınları · 202110,6bin okunma
Reklam