Romanın başında çevirmenlik yaptığı sırada kendini bir anda büyük bir oyunun içinde bulan Metin vardır. Amerikalı Trevor ile yolları kesiştiğinde, bunun sıradan bir iş olmadığını çok geçmeden anlar. Trevor’ın asıl amacının, Türkiye’deki mezhepsel dengeleri -alevi,sunni- analiz etmek ve olası çatışma ortamlarını ölçmek olduğu ortaya çıktıkça olaylar giderek zorlaşır.
Bu karanlık atmosfer içinde Metin ile Ceren arasındaki aşk, hikâyeye güzel bir hava katıyor. Ceren Çorumludur ve Metin oraya Travel'e çevirmenlik için gidince onu abilerinin yanına gönderir ve bu kötü durumdan yara almadan kurtulmasını sağlar. Karşılığında gelecek bölümlerde Metin'i mücadelenin merkezinde görüyoruz.
Balcıgil, kitapta yer yer Kahramanmaraş'ta yaşanmış olan benzer durumlara da dikkat çeker ve oradan ders çıkarılması gerektiğini vurgular. Taraf tutmadan, ajitasyona kaçmadan ve olayları çarpıtmadan bir belgesel gibi gözler önüne sermiş. Beyaz Saray’daki “Durum Odası” sahneleriyle, Türkiye’de yaşananların uluslararası boyutuna dikkat çeker ve görünenin ardındaki planlara bizlere gösterir. Mezhep çatışmalarının kaçınılmaz değil, aksine yönlendirilen süreçler olabileceği fikrini güçlü bir şekilde hissettirir.
Roman, Çorum Olayları’nı Sazak suikastıyla başlayan ve haftalarca süren kanlı bir süreç olarak adım adım aktarırken; yaşanan acıları, kayıpları ve toplumsal yıkımı belgelerle destekleyerek sunar. Bu yönüyle eser, tarihi bir belge niteliği taşır.
Kitap hakkındaki düşüncelerim: 1980 yılında, özellikle Mayıs–Temmuz ayları arasında yaşanmış mezhep çatışmalarını kurgusal karakterler ile çok güzel harmanlayarak insanı yormadan bunaltmadan anlatıyor. Bu kitabı okurken gazetecilik kimliğini hissediyoruz. Tarih okumayı sevenlerin kesinlikle beğeneceğini düşünüyorum. Nahit Hanım kitabını da çok
Yağmur ÇiseliyorOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20241,107 okunma
Kitabın başkarakterleri Ali Rıza ve yazarımız Burak. Ali Rıza, Burakların mahallesine ilk taşındığında konuşma engelli olduğu için çocuklar tarafından dışlanır. Sessizliği herkesin dikkatini çeker ama kimse onun iç dünyasını anlamaya çalışmaz. Hatta Burak bile bir gün ona kırıcı bir şekilde “Dilini mi yuttun?” der. Fakat Ali Rıza’nın gözlerindeki kırgınlığı gördüğü an yaptığına çok pişman olur. İşte o gün, aralarında yıllarca unutulmayacak bir dostluk başlar.
Burak zamanla Ali Rıza’nın sessizliğinin ardındaki dünyayı keşfeder. Onun konuşamasa bile herkesten daha derin hissedebildiğini anlar. Okulda Ali Rıza’yla alay eden, ona zorbalık yapmaya çalışan çocukların karşısında durur; onu yalnız bırakmaz. Hatta okulda işaret dili öğrenme fikrini ortaya atar ve idare tarafından gerçekleştirilir. Mahalle aralarında geçen oyunlar, küçük sırlar içinde iki çocuk birbirinin en yakın arkadaşı hâline gelir.
Ancak bu dostluk, Burakların daha güzel ve bahçeli bir eve taşınmasıyla yarım kalır. Yeni hayatı ne kadar güzel görünse de Burak’ın aklı hep eski mahallesindedir. Bu özlem yüzünden okuldan kaçıp eski mahallesine gitmeye başlar. İlkinde yakalanmayınca bunu defalarca tekrarlar. Ta ki bir gün halasına yakalanana kadar. Eve getirildiğinde annesi ve babası ona çok kızar ve artık gitmesine izin vermezler.
Bir süre sonra Ali Rıza rahatsızlanır. Burak, annesiyle onu ziyarete gider ve eski mahallesinde bir gece geçirir. Belki de çocukluğunun en mutlu gecesidir bu son görüşmeleri olur. Kitap hiç beklenmedik şekilde sonlanıyor. Beni her satırıyla çok etkiledi diyebilirim.
Burak şahin
@karinakitap