Fatma

Fatma
@Fatma_5673
ألا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَينُ القُلُوبُ Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur...
"Şeytan başlarına dikilip onlara Allah'ı anmayı unutturdu." (Mücadele, 19) -"Beni anmaktan yüz çeviren için dünyada dar bir geçim vardır. Kıyamet gününde de onu kör olarak haşrederiz. O zaman: Rabbim, beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben gören birisiydim der. Allah: böyledir, âyetlerimiz sana gelmişti de, sen onları unutmuştun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun, der." (Tâhâ, 20/124-126) Dünyada hakka karşı nasıl kör idiyse, kıyamet günü Allah onu öylece kör edecektir. Şeytan nefse girmek için unutturma yoluna sık sık başvurur.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İmam İbnu'l-Cevzi der ki: "Kimi zaman insan sağlıklı olur, fakat maişet uğraşısından uzak kalamaz. Kimi zaman da zengin olur, fakat sağlıklı değildir. Bu ikisine de sahip olduğu halde, Allah'a itaatte tembellik gösteren kişi aldanmıştır. Gerçek şudur ki, dünya âhiretin tarlasıdır ve dünyadaki ticaretin kârı, âhirette ortaya çıkar. Boş zamanını Allah'a itaatte kullanan kimse imrenilecek kimsedir. Allah'a isyanda kullanan ise aldanmıştır. Zira, boş vakti meşguliyet, sıhhati ise hastalık takip eder."
Müteşabih Âyetlere Tabi Olmak
Allah Teâlâ buyurdu ki: "Sana Kitabı indiren Allah'tır. O Kitap'ta, kitabın temeli olan muhkem âyetler vardır. Diğerleri ise müteşabihtir. Kalblerinde eğrilik olan kimseler fitne çıkarmak ve kendilerine göre yorumlamak için müteşabih âyetlere tabi olurlar" (Al-i İmran, 7), "Muhkem ayet gerek kendisine, gerekse diğer âyetlere istinad eden manası açık, dalalet ettiği hüküm zahir olan âyettir. Müteşabih âyet ise ne kendisi ne de başka bir âyette istinaden manası açık ve delalet ettiği hüküm zahir olmayan âyettir. "Kalplerinde eğrilik olan kimseler... müteşabih âyetlere tabi olurlar." Yani, Kur'an'ın müteşabih âyetleri üzerinde akıl yürüterek mü'minleri şüpheye düşürürler. Tâbi oldukları bidatlara, bunları delil getirirler. Her bid'at fırkasında bu fiilin işlendiği görülebilir. Allah'ın kitabıyla kelimenin tam manasıyla oyun oynarlar ve cehaletlerini gizlemek için bu yaptıklarından destek alırlar. "Fitne çıkarmak" yani, insanları, dinleri hususunda fitneye düşürmek, akıllarını karıştırmak ve aralarını bozmak için müteşabih âyetlere başvururlar. "Kendilerine göre yorumlamak" yani bozuk mezheblerine uygun düşecek şekilde âyetleri arzu ettikleri gibi tevil etmek isterler.
"Allah şöyle buyuruyor: Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı üzereyim. O beni andığında, onunla beraber olurum. O beni kendi nefsinde anarsa, ben de onu kendi nefsimde anarım. O beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. O bana bir karış yaklaşsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelse, ben ona koşarak giderim."
Allah Teâlânın indinde en tehlikeli neticelerinden birisi de, utanma duygusunun yok olmasıdır. Bu hal son derece tehlikelidir. "Utanma duygusu, kişinin günah işlemesine, günaha yaklaşmasına mâni olan yegâne engeldir. Bir baraj gibidir. Baraj yıkıldığında su her şeyi yıkıp yok ederek etrafa yayılır. Utanma duygusu bulunmayan insanın önünde hiçbir engel kalmamıştır." Artık bu insanı günah işlemekten hiçbir şey alıkoyamaz. Mutlaka günahı işleyecek ve yaptığında hiçbir beis görmeyecektir. -İnsanı günahtan alıkoyan utanma duygusu, Allah korkusundan kaynaklanan hayâdır. Bu nedenle İblis, Adem ve eşini günaha düşmekten alıkoyan hayâ duygusunu yıkmak için, avretlerini örten elbiselerini soymuştur.