Nasıl oluyor da biz, hâlâ doğru yolda olduğumuzu iddia ediyoruz?
Oysa sahih hadislerle sabittir ki, Resûlullah ﷺ zina eden evliyi recm ettirdi, hırsızın elini kestirdi, içki içeni sopa ile cezalandırdı. Bunlar, Allah’ın koyduğu hadlerdi.
Peki biz ne yapıyoruz?
İçkiyi serbest bırakıyoruz, zinayı serbest bırakıyoruz, hırsıza Allah ve Resûlünün hükmünü uygulamıyor; kendi hevâmıza göre kanun çıkarıyoruz.
Hani şeriat yoldu?
Hani itaat sadece Allah’a ve Resûlüne yapılırdı?
Hani Allah bizim Rabbimizdi?
Hani tâğutları reddetmek îmânın özüydü, olmazsa olmazıydı?
Yoksa biz de Yahudiler ve Hristiyanlar gibi Allah’tan başka rabler mi edindik?
Rabbimiz şöyle buyurmadı mı:
"Onlar, ahbarlarını ve ruhbanlarını Allah’tan başka rab edindiler. Meryem oğlu Mesîh’i de öyle… Oysa kendilerine sadece tek olan Allah’a kulluk etmeleri emrolunmuştu." (Tevbe, 31)
Adiyy b. Hâtim (r.a.) bu âyeti işitince, “Yâ Resûlallah! Biz onlara kulluk etmezdik.” dedi. Bunun üzerine Efendimiz ﷺ buyurdu ki:
“Onlar size Allah'ın yasakladığı bir şeyi serbest kıldıklarında siz onlara itaat etmez miydiniz? Allah'ın serbest kıldığını yasakladıklarında siz de yasak kabul etmez miydiniz?”
Adiyy: “Evet.” deyince, Resûlullah ﷺ buyurdu: “İşte bu, onlara ibadet etmenizdir.”
Şimdi soralım kendimize;
Allah’ın yasak dediğini serbest ilan edenlere boyun eğdiğimizde, itaat ettiğimizde biz kimi Rab ediniyoruz?
Allah’ın hükmünü bırakıp insanların hükmünü tercih ettiğimizde, kime kulluk etmiş oluyoruz?
İmanımızı bozan tâğutu reddetmeden, nasıl olur da Allah’a iman ettiğimizi iddia ediyoruz?
Yol bellidir, hak ortadadır.
** Rab yalnız Allah’tır.
Hüküm yalnız O’nundur.
İtaat yalnız Allah’a ve Resûlüne yapılır.
Şeriat bizim için yalnız bir slogan değil, hayatın ta kendisidir. **