Nen var Zeze?"
"Hiç. Şarkı söylüyordum."
"Şarkı mı söylüyordun?"
"Evet."
"Öyleyse ben sağır olmalıyım."
İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim.
Farklıklarımız olduğunu biliyorum, bunun nedeni kendi kişisel düşlerimizde yaşamamız. Ama birbirimizin düşlerine saygı duyabiliriz. Her birimizin kendi düşümüzün merkezi olduğunu bilerek, birlikte yaşamakta mutabık olabiliriz. Her birimizin kendi inançlarımız, kendi hikayemiz, kendi bakış açımız vardır. Milyarlarca bakış açısı olsa da, ışık, her birimizin arkasındaki hayat gücü aynıdır
Bir kez başkalarının söylediklerinin ya da yaptıklarının sizinle ilgisi olmadığını görebildiğinizde, kimin hakkınızda dedikodu yaptığı, kimin sizi suçladığı, kimin dışladığı önemini kaybeder. Dedikodular sizi etkilemez olur. Kendi
görüşünüzü savunmaya zahmet bile etmezsiniz. Köpeklerin havlamasına izin verirsiniz, onlar da ha bire havlar. Varsın havlasınlar, ne çıkar? İnsanların sözleri sizi etkilemez çünkü onların görüşleri ve duygusal zehirlerine bağışıklığınız vardır. Gerek başkalarını incitmek için dedikoduyu kullanan, gerekse kendilerini incitmek için başkalarını kullanmak isteyen parazitlere bağışıklık kazanmışsınızdır.
Bakın, mesele aslında bilgide değil, bilginin çarpıtılmış bir şekline inanmakta-işte yalan dediğimiz de budur. Hangisi gerçektir? Hangisi sanal? Farkı görebiliyor musunuz yoksa kafanızdaki her konuştuğunda gerçeği çarpıtan ve
inandıklarınızın gerçek şeyler olduğuna sizi temin eden o sese mi inanıyorsunuz? İyi bir insan olmadığınız, asla olamayacağınız gerçekten doğru mu? Mutluluğu hak etmediğiniz gerçekten doğru mu? Sevilmeye değer olmadığınız gerçekten doğru mu?