Gerekli birikimden yoksun olduğu çıraklık döneminde insanın, kendisinden çok daha deneyimli kişilerin sunduğu bilgileri kayıtsız şartsız kabul etmekten başka bir seçimi de söz konusu olamıyor. Hiç olmazsa bu benim kuşağımda böyleydi. Ama böylesi bilgiler genellikle düşünce düzeyinde kalıyor ve bunlardan hangisinin özümsenebileceğini insanın kendi yaşantıları belirliyor.
Gerçek anlamda sevgi, diğer insanları da kendimiz kadar sevebilmeyi içerir, kendimizden çok ya da kendi yerimize değil. Bir başka deyişle, sevgi, diğer insanların seçimlerini kendi seçimlerimiz gibi sevebildiğimizde gerçekleşir. Ama sevgi tek bir yaşantı değil süreçtir. İnsanın kendisini savunmasızca ortaya koyabilmiş olmasının acılarını ve zaferini içeren bir süreç. Mutluluk oanda yaşanılan her şeyi hissedebilmektir, Dünyamızla karşılıklı etkileşimlerimizde keder de yaşanır sevinç de. Mutsuzluk, yaşama katılacak yürekliliği gösterecek yerde, insanın kendi içinde ürettiği ve gerçek dünyayla ilgisi olmayan duygularla yoğrularak kendini yaşamaktan kaçınma sonucu yaşanan bir olgudur, Mutsuz insan, kederine karamsarlık, sevincine kaygı katar, gerçeğini doyasıya yaşayamaz, Çünkü kendine karşıdır.
Oysa yaşamak ve sevmek birbirinderi ayrı olgular değil, bir bütündür. Kendimizi yaşayabildiğimiz ve beraberliklerimiz bir şeyler katabildiğimiz her yerde sevgi vardır.