Çevremdeki insanlar başka şeyden söz edemez oldular. Yaklaşan yıl, ön belirtiler, kehanetler..
Gelsin! diyorum kimi zaman kendi kendime; boşaltsın artık mucize ve kehanetlerle dolu heybesini! Sonra cayıyorum bu düşünceden; tüm o güzel yıllara geri gidiyorum belleğimde, her günü akşamın zevklerini beklemekle geçirdiğimiz o sıradan, iyi yıllara.
Ve ağız dolusu lanet okuyorum kıyamete tapanlara!
Kitapta farklı hikayeler ama aynı hüzün vardı.
Karakterleri ve onların dünyasını o kadar açık bir şekilde görüyorsunuz ki belki siz onlardan daha iyi duygularını ve hislerini anlayabiliyorsunuz.
Haksızlıklar, ölümler, yoksulluk ve en çok derin ve elle tutulur bir yalnızlık hakimdi küçük dünyalarına. Ve umutları yoktu hiçbirinin.
Kitabı bitirdiğimde hepsinin derdine ortak olmuş hissettim kendimi. Çünkü hikayeler hayatın içindendi, ve alabildiğine gerçek.
Hikaye sevenler için öneririm.
" Bir mumya, kötü bir ruh, içimizi talan eden bir hiçlik, boşluk sefaleti...
Bir şeyler ölsün bu içimizde, ölsün, tıpkı tuz altında kalan bir salyangoz gibi. "
Bir sarı yaprak gibi düştü gönlüm yoluna;
Buğulu gözlerimden geçmediğin gün olmaz.
Benim kadar titremez hiçbir yiğit oğluna,
Hiçbir ana kızına bu kadar düşkün olmaz.
Bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,
Alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.
Değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
Kimlerin rüyasına girdiğini bilirim.