Fatma Nur KÜÇÜK

tefekkür
Bir şeyin görünmemesi iki sebeptendir: Ya çok karanlıktır ya da çok aydınlık... Yarasa, gündüzün aydınlığında göremez; bu, güneşin yokluğundan değil, ışığının yarasanın gözüne fazla gelmesindendir. Büyük İslam mütefekkiri İmam Gazali, İhyau Ulûmi’d-Din eserinde Allah’ın azametini ve O’nu idrak etmenin zorluğunu işte bu “Şiddet-i Zuhur” (Tecellinin Şiddeti) kavramıyla açıklar. Gazali der ki: “Allah’ın zatı, güneşten daha zahir, daha parlak ve aşikârdır. Lakin akıl gözlerimiz, o ilahi nurun şiddetine dayanamadığı için kamaşır. O, gizli olduğundan değil; aşırı derecede zahir olduğundan, yani şiddet-i zuhurundan dolayı gizlidir.” Bizler, sebepler dairesinde boğulan, sınırlı akıl sahipleriyiz. Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ise hikmetin idraki konusundaki acziyetimizi, kâğıt üzerinde yürüyen bir karınca misaliyle anlatır: “Kâğıdın üzerindeki karınca, yazıyı kalemin yazdığını sanır. Oysa kalemi tutan parmakları, parmaklara hükmeden bileği, bileğe emreden aklı ve iradeyi göremez. Karıncanın gözü, o azameti kuşatmaya yetmez.” İşte insanoğlu da kâinat kitabındaki olaylara bakarken, sebeplere takılır. Oysa Müsebbibü’l-Esbab (Sebepleri Yaratan), perdenin ardında, aklın kavrayamayacağı bir hikmet ile işlemektedir. Sonlu olan (insan), Sonsuz olanı (Allah’ı) kuşatamaz. Parça, bütünü ihata edemez. Bu sebepledir ki; Hz. Ebubekir (r.a.) Efendimiz’in; “El-aczu an derki’l-idraki idrakun” (İdrakin acziyetini bilmek, idraktir) sözü, bir pes ediş değil; haddini bilmekten doğan en yüksek marifet ve edep makamıdır. Allah’ı en iyi bilenler; O’nun azameti karşısında dilleri tutulup, “Seni hakkıyla sena etmekten acizim” diyerek secdeye gidenlerdir.
Reklam
Neye üzülsem, dönüp Sana ﷺ olan hasretime ağladım." ​ ​Hangi derde düştüysem, aslında Sana düşmüşüm ﷺ... Hangi acıya ağladıysam, özümde Senin firkatin varmış. Zannettim ki dünya incitti beni, Meğer kalbim, Habîb’in kokusunu ararmış her sızıda... Gözyaşım bir perdeymiş, ardında hasretin gizli... Ah benim Efendim ﷺ... Bu gönül neye yansa, sonunda Sana varır, Çünkü her yanış, aslında Sana duyulan özlemin ateşidir... ​.
Seni çok özlüyoruz Ya Rasulallah.
​"Zeyd'in bir derdi vardı. Bir sabah Zeyd Peygamberimizin yanına gitti. Çünkü kimin bir derdi varsa Peygamberimizin yanına giderdi.." Bugünün anlam ve önemine binaen
Alıntı
Puan vermedi
Anlatım dilini çok seviyorum. Yalın ,sade,manidar... bazı cümlelerinde kendimi buluyorum. Derin derin düşündürüyor. bazen çok tatlı bir sevinç veriyor bazen de hüznüme hüzün ekleyip hüznüme ortak ediyorum satırları..
Bütün Şiirleri 1Şükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202511,5bin okunma
Puan vermedi·471 syf.··
2026 3. kitabı
Yani başlamadan önce kitaba hepsini nasıl uygularım sünnetlerin diye düşünerek başladım. Sonrasında Peygamber Efendimiz Hz Muhammed Mustafa nın her sünneti uygulayışında bir mana bir anlam olması beni derinden etkiledi. Önceleri kadınlara olan hakların bu denli ince korumacı oldugunu bilmezdim kitapta olaylarla beraber anlatmış. Sahabeler hata yapmaz diye düşünürdüm lakin onlarda bizler gibi hatada yapmış, kavga da etmiş bir tane etkilendiğim hadis HZ.EBUBEKİR VE HZ. ÖMERİN TARTIŞMASI Ebu’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor: Bir gün Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yanında oturuyordum. Birden Ebu Bekir çıkageldi. Peygamberimiz onun geldiğini görünce “arkadaşınızda bir hal var” dedi. Hz. Ebu Bekir selam verdi ve şöyle dedi: “Ey Allah’ın elçisi, Hattab’ın oğlu [Ömer] ile aramızda bir tartışma oldu. Ben kendimi tutamayıp ona kötü laflar söyledim. Sonra söylediklerimden pişman olup kendisinden beni bağışlamasını istedim ama bağışlamadı. Ben de hemen senin yanına geldim.” Allah Resûlü (s.a.v.)üç defa: “Allah seni bağışlasın ey Ebu Bekir” dedi. O esnada Hz. Ömer de pişman olup Ebu Bekir’in evine gitmişti. Evdekilere Ebu Bekir’in orada olup olmadığını sordu. Evdekiler Ebu Bekir’in bulunmadığını söyleyince Hz. Ömer derhal Peygamberimizin yanına geldi. Peygamberimize selam verdi. Peygamberimizin yüzünde öfke alametleri belirdi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir, [Resûlullah (s.a.v.)’ın Hz. Ömer’e kızacağını tahmin ederek] derhal dizleri üzerine çöküp şöyle dedi:“Ey Allah’ın Resûlü, ben ona daha büyük haksızlık yaptım [eğer azarlanacak birisi varsa o Ömer değil, benim.] Hz. Peygamber, Ömer’e hitaben şöyle buyurdu: “Allah beni size peygamber olarak gönderdiğinde sizler benim için “yalan söyledi” dediniz, Ebu Bekir benim hakkımda “doğru söylüyor” dedi. Canıyla ve malıyla bana destek oldu. Artık benim
1000Kitap
Sünen-i Tirmizi Tercemesi Cilt 1İmam Tirmizi · Yunus Emre Yayınları · 021 okunma