– spoiler içerir –
İlk defa bir kitabı sevmek ve sevmemek arasında bu kadar kaldığımı hissediyorum. Sanırım biraz da beklentimle alakalı bir durum bu. İlerleyişte sevdiğim kitap, sonunun bende yarattığı tatminsizlikle birden hüsrana uğrattı beni.
Feride'nin, nişanlısı Kâmran tarafından ihanete uğradığını öğrenmesiyle İstanbul'u terk edip, Anadolu'nun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapmasının hikayesi, Çalıkuşu. Dönemin toplumsal yapısını ve bunun Feride'nin hayatı üzerinde yarattığı etkileri çok rahat bir şekilde görebiliyoruz kitapta. Yaşadığı onca zorluğa rağmen güçlü durma çabası takdire şayan olsa da, Feride'nin kararlarına hak vermediğim kısımlar da oldu elbet. Ama o dönemin şartlarına ve yaşadığı toplumsal baskıya bakıldığında bu kararlar istemesem de kabul edilebilir.
Gelelim beni hüsrana uğratan kitabın sonuna... Feride yıllar sonra bir vesileyle ailesini ziyaret eder. Eski nişanlısı, teyze oğlu Kâmran'la tekrar karşılaşır. Feride hakkında bazı gerçeklerin ortaya çıkmasıyla da Feride ve Kâmran evlenirler.
Birçok kişinin mutlu son olarak baktığı bu sona ben koca bir hayal kırıklığıyla baktım. Feride'nin, aşkının çok güçlü olmasına rağmen, Kâmran için; "ben sadece senden değil, senin olduğun yerlerden de nefret ediyorum. (s.175)" diyecek kadar öfkesini diri tutması ve kendisine olan öz saygısını yitirmemesi beni tatmin ediyordu. Fakat günün sonunda yaşadığı onca çileyi, sıkıntıyı, üzüntüyü yok sayarak Kâmran'a verdiği şansla, kendisine olan saygısını bitirdi benim gözümde.
Neredeyse ben de Kâmran'a karşı kinimi unutup bu aşkın büyüsüne kapılıyordum ki, Kâmran'nın Feride'ye "Sarı Çiçek" güzellemesiyle aldatma hikâyesini anlatması nefretimi tekrar gün yüzüne çıkardı.
Ah Kâmran... Ne kadar sevsen de sen hiçbir zaman Feride'yi, onun güzel aşkını ve vefasını hak