Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
Masal gibi başlayan aşk, bir kadın için gün be gün tutsaklığa dönüşür. Kendinden adım adım vazgeçip eşinin istediği gibi bir hayata uyum sağladığını düşünürken, her şeyin/bütün olumsuzlukların düzeleceği yanılgısını fark edemez. Ölmeden son nefeste olmayan çıkış kapısını zorlamaktır onunkisi. Oysa ki varlığında yok olur, yok oldurulur. Uyanışı ise yıllarını alır. Artık eyleme geçme vaktidir. Kimliğinden koparılan kadın, kurtuluşa koşmaya başlar. İlk mücadelesi tarikatın çarpık inanç sistemine düşmüş kocasıyladır. Akla hayale sığmaz bir intikam ile onu alt eder. Sırada yanlış kimlik edinmiş kızının kurtarıcısı olmak vardır. Ama bu defa mücadelesi tarikat şeyhiyledir. Başarılı oldu mu? Kısmen.
İnsan gibi yaşamaktan tecrit edilen bir kadının, yıllar geçtikçe yaşadığı ruhsal duygu-durum değişikliğini yansıtan bu anlatı ile:
Bir kadın erkeklerin nefsini kabartacak diye kapalı sandığa kitlenirken, neden kimsenin aklına erkeğin göz terbiyesi gelmez?
Bakışın namussuzluğuna kadın nasıl vesile olabilir?
Zihniyetin namusu var mıdır?
Kadını salt cinsel obje görmenin bedelini yine neden kadın öder?
Çocuk yaştaki kızları kendine eş yapan Şeyh Numan Hoca toplumda nasıl kabul görebilir?
Turizm kisvesi altında daha çok para kazanmak için, doğanın metalaştırılıp kapitalist düzende sömürülürken insanlar nasıl bu kadar kör olabilir?
Soluk mavi ekranlar ardında yaşadığımızı mı zannediyoruz?
Değişen çağımızda yapılan iş aynı iken, işin adının değişmesi medeniyetin, modernizmin göstergesi olabilir mi?
Tarikata kurban edilen kimsesiz kız çocukları gerçekten kimsesiz mi?,
bu sorular akılda dolaşır. Verebileceğimiz cevaplardan önce şu
" Mutlu olmak için mutsuzluğa ihtiyacımız var. Harekete geçmek için durmaya, bir kabustan uyanmak için derin bir uykuya, sevmek için yalnızlığa ihtiyacımız var. Kavuşmak için ayrılığa. Tastamamım. Şimdi eylem zamanı."