Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
Hayallerin kurulamadığı bir yoksulluğa, bir incinin türküsü eklenir." Bir insanın ayağına nasıl böylesine büyük bir uğur gelirdi?" S.34 Açlığın yüzüne bir kapı çarpsın diye kaderlerine umudun türküsü olarak çıkan inci oysa insanların nefsini azdırır. Kino ve Juana, uğursuzluğun çevrelerinde pıhtılaştığını an be an iliklerine kadar yaşarken acıdan geçip acının öte yanından çıkarlar. Galip düşmanın türküsü mü yoksa ailenin türküsü mü olacaktır?
Her bir umudun ayrı ayrı türküsü saklı yüreklerde yormayan, ağdasız betimlemeleri ile 'Fareler ve İnsanlar'dan sonra Steinbeck yine hayran bıraktı kalemine. 'Gazap Üzümleri' ve 'Cennetin Doğuşu' sırada göz kırpıyorlar.
" Bir şeyi çok fazla istemek iyi değildir. Bazen şans ters dönebilir yoksa. Ayarında istemeyi bilmeli kişi, Tanrı ile ya da tanrılarla iyi geçinmenin yolunu bulmalı." S.29
" İncinin özü insanların özleriyle karışınca ortaya acayip, karanlık bir tortu çıkıyor, sonra çökeliyordu." S.33
"Haber, kasabada uyuklayan sonsuz kara ve uğursuz bir şeyi uyandırmıştı; bu kara tortu bir akrebi andırıyordu, aş kokusu gelirken duyulan açlığı andırıyordu, sevgisiz kalınınca duyulan yalnızlığı andırıyordu. Kasabadaki zehir keseleri, hemen öldürücü bir ağu üretmeye koyuldular, kasaba bu ağunun etkisiyle kabarıp şişti." S.33
" İncinin ezgisi ailenin türküsüyle birleşmiş, ikisi birbirlerini daha da güzelleştirmişti." S.34
" Derler ya, insan asla doymak bilmez diye, yüzünü verseniz ille de astarını ister diye. Bu sözler insanı kınama amacıyla söylenir, oysa insan soyunun en büyük yeteneklerinden biri, onu elindekiyle yetinen hayvanlardan üstün kılan bir yetenektir bu." S.35
" O ana
" Bir insanı öldürmek bile bir kayığı öldürmek kadar büyük bir kötülük değildi. Çünkü kayığın oğulları yoktur, kayık kendini koruyamaz, kayık yaralandı mı iyileşemez bir daha."
" Yine de Kino'yu erkek yapan tek güç buydu, yarı-insan, yarı-tanrı olmak, Juana'nın da bir erkeğe gereksinimi vardı, erkeksiz yapamazdı. Kadınla erkek arasındaki bu ayrımlara şaşsa da olanları değerlendiriyor, benimsiyor, onlarsız edemiyordu. Tabii kocasının ardından gidecekti, hiç kuşku yok. Bazen kadınlığı, sağduyusu, sakınganlığı, korunma içgüdüsü, Kino'nun erkekliğine işleyebiliyordu, üçünü de kurtarabilirdi belki. Acılar içinde ayağa kalktı, avuçlarını küçük dalgalara tuttu, yakıcı tuzlu suyla yıkadı yüzündeki bereleri. Ağır adımlarla Kino'nun ardından yürüdü kumsal boyunca."