Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
Kendinde kendisi için, varoluşundaki değişim gidişatını gözlemleyip değerlendirmek umuduyla günlük tutmaya başlayan Antoine, sık sık bulantı nöbetleri ile yüzleşir. Tuttuğu taştan, silüetini yansıtan aynadan, temel ihtiyaçlardan, sanattan vb tiksinir. Kimi zaman rutinleriyle kendine güven çemberi çizsede yalnızlığının doruk noktasındaki kahramanımız, diğerlerinin düşüncesinde seçebilecekleri olasılıkları tahmin edemediği için ürker. Kendinde kendisi savaşını anlatırken, güneşin aydınlığının gidişinde -belki de her şeyi net gösterdiği için- ,gecenin karanlığında gizlenir. Kendi gibi olabileceği anları iple çeker. O anlarda kendi gibi olmaya can atar. Yer yer aynalarla yüzleşmek zorundalığı, bulantısını katmerler. Gördüğü gerçek, takınılan maskelerden biridir. Özünü henüz bulamadığı, anlam yükleyemediği o maddesel gerçek tiksinçtir.
Herkes gibi düşünmek, dayatılanlara boyun eğip sorgusuz sualsiz kabul etmek yanılgısında iki yıllık mücadele verir. An gelir varoluş ile öz arası çatışmasında, anıların güvensizliği ile geçmişi bitmiş, yarının orada olup olamayacağının belirsizliğinde, şu anın farkına varır. Toplum algısında bireylerin yaşantısını görür. Aralarında eğrelti otu hissiyle sosyal bir olayın can çekişine tanık olur.
Bir eve, eşyaya, anılara sahip olmak istememeyi özgürlük sanan görüşünün, bir tercih olduğunu sorgular. Bulantılar yaşar. Pişmanlık olmamak için 'Acı çekmemeliyim.' sözleriyle kendini teselli eder.
Varoluşunun anlamını Rolleban'ın hayatını yazma avuntusundaki kahramanımızın bulantılarından kaçışı ise okumaktır. Varolmanın verdiği tiksinti ile varoluşa yolculuğu sırasında fark ettiği ise ölürken yalnız