Sonsuz YeminlerRebecca Ross Herkese merhaba, Büyülü Mektuplar ikilemesinin ikinci ve final kitabı olan Sonsuz Yeminler kitabı yorumuyla geldim. Bilindiği üzere çoğu kitap serisinin ilk kitabı her zaman daha bir özel ve unutulmaz oluyor. Bu seride de bunu yaşayacağımdan emindim çünkü ilk kitabın bende hissettirdiği duygular çok güzeldi. İkinci kitap da güzeldi. Irıs karakterimiz yine çok güçlü ve sevdikleri uğruna ne olursa olsun mücadele etmeye devam ediyor. Roman'ın geçmişini hatırlamadığı zamanın biraz daha uzun sürmesini isterdim çünkü birbirlerini tanımamış gibi yapmalarını ve yazdıkları mektupları okumak keyifliydi. Bence hikayede önemli yerler geçiştirilmişti. Bu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.
SPOİLER
Öncelikle bence tanrı Dacre çok tırt bir şekilde öldü. Yani yüzyıllar sonra onca büyüye ve lanete rağmen uyanabilmiş, iyileştirdiği insanları kendine itaat ettiren bir tanrıyı sıradan bir savaş muhabiri nasıl öldürebildi? Diğer yandan normalde patlamadan beri Roman'ı hiç görmemiş ondan haber almamış olan Iris'in deliler gibi Roman'ı araması gerekirken uşağın teki gelip yardım istemeyene kadar Roman'ı gidip kurtarmak aklına bile gelmedi (yani, okurken kızım niye kocanı merak edip aramıyorsun diye kitaba kafa atmış olabilirim).
Bir diğer eleştirim de ilk kitapta tüm olaylar Iris'in abisini bulma umuduyla savaş cephesin muhabir olarak gitmesiyle başlamıştı. Abisini her iki kitapta da yeterince göremedik hadi onu geçtim savaştan gelen, ölümden dönen, yaşamak isteyip tedavi olmayı kabul eden ve daha yeni aşık olmuş bir karakter neden son dakika golü atılarak öldü? Hiçbir manası yoktu yani Forest'ı pek sevmesem de üzüldüm onun adına ki Roman'ın beş para etmez aile fertleri turp gibi sağlamlarken Iris'in ailesinden geriye tek bir kişi bile kalmadı. Iris'in yasını da