Zaman zaman ıstıraplı anlarımda seni nerden tanıdım diye düşünür, kızardım. Şimdi aynı şeyi düşünüyor ama başka şeyler duyuyorum. İyi ki seni tanımışım. Seni tanımasaydım, hayatımda böyle bir aşk bulunmasaydı, hayatım ne kadar boş bir hayat olacaktı. O boşluktan yalnız kendi içimdeki sevmek kabiliyetiyle kurtulamazdım. Çünkü hiç kimseyi seni sevdiğim kadar sevemezdim.
Çeşitli sıkıntılar içinde olan kalbi ferahlatan, ateşini söndüren aşktır. Âşığı bin türlü derde giriftar eden de aşktır. Aşk bir kalbe girdi mi, başka varlığa tahammüle edemez, aşığı sürekli kendi ile meşgul eder. Aşk, pervaneyi mumun ateşine yandırır, bir gül için bülbülü tabe-mahşer zar eder, inletir. Mecnun’u çöle düşürüp dağ bayır gezdiren, Leyla’yı güzellikte itibar eden aşktır. Aşk, Ferhat’a dağları yardırır, Şirin’den kötü haber alınca kazmasını başına vurdurur. Şirin’in dudağından kevser akıtan da aşktır. Kısacası aşk, zorlukları aşmada güç ve kuvvet; âşıkları derde salmada afettir. Vamık’ı kana boğan, Azra’nın sırrını ifşa eden aşktır. Katreyi deryaya salıp nehir eden, deryayı coşturup buharlaştıran da aşktır..
Tek arzum seni tekrar görebilmekten ibaret. Buna nasıl muvaffak olabileceğim, bilmiyorum. Ankara'ya dönmek herhalde biraz güç. Sen bir aralık İstanbul'a gelemez misin?