Tarihi, üzerinde ulusların mutluluğunun, devletlerin bilgeliğinin ve bireylerin erdeminin kurban edildiği mezbaha taşı olarak görsek bile, düşüncenin önüne zorunlu
olarak şu soru çıkar: Kime, hangi son ereğe sunulmuştur bu kadar çok kurban?
Kurbanın, modern çağın ışıltılı kavramlarından biri olmadığı aşikardır; insanın kendini cezalandırmak maksadıyla alçaltmasını ve inkâr etmesini getirir akla.
Dolayısıyla modem kapitalizm tarihi boyunca siyasal alandaki başlıca aktörlerin ana stratejik hedefinin, devlet iktidarını denetim altında tutmak, gerekiyorsa ele geçirmek olması rastlantı değildir.
Sermayenin merkez bölgelerde yoğunlaşması, pek çok yetisi arasında çevre bölgelerindeki devlet çarklarının göreli olarak zayıflamasını ya da zayıf kalmasını sağlamak da bulunan göreli
olarak güçlü devlet çarkları yaratılması için gerekli mali temeli ve siyasal itilimi yaratmıştır.
Bu durumda yarı-proleter hane halklarında olan şudur: Diğer reel gelir biçimlerini elde edenler -başka bir deyişle temelde kendi tüketimleri için ya da yerel pazarda satış için, ya da her ikisine de yönelik olarak evde üretim yapanlar-, ister hane halkının (her cinsten ya da yaştan) diğer mensupları, isterse yaşamının diğer zamanlarında ücretli işçinin kendisi söz konusu olsun, kabul edilebilecek en düşük ücret eşiğini düşüren artıklar yaratmışlardır