Her oligarşinin bir zulüm tutkusunu sakladığını bütün bir tarih öğretir bize. Her oligarşi, bu tutkuyu denetlerken bireylerin bu tutkuya egemen olmak için gerek duydukları gerilimle sürekli titrer.
Derin uykuya yüksek bir değer biçmeyi ciddiye almak bizim için hiç de kolay değil. Tümüyle uykuya daldığında ve tümüyle huzura kavuşup artık rüya göremez olduğunda, işte o zaman ey aziz sevgili, olanla birleşir o... Bu köprüden ne gün gelir ne de gece, ne ölüm, ne acı, ne iyi etkilidir artık, ne de kötü etkilidir. Derin uykuda...
Çileci idealin dışında, insanın, bir hayvan olan insanın, şimdiye dek bir anlamı olmadı. Dünyadaki varoluşunun hiçbir amacı yoktu; "İnsana ne gerek var?" sorusu yanıtsızdı; insan ve dünya için isteme eksikti; her büyük insan yazgısının ardında, nakarat olarak koca bir "Boşuna!" çınladı. İşte çileci idealin anlamı tam da bu; eksik olan bir şey, insanı çepeçevre saran müthiş bir boşluk, kendini nasıl haklı kılacağını, açıklayacağını, evetleyeceğini bilmiyordu, anlamının yarattığı sorundan dolayı acı çekiyordu, başka bir şeyden dolayı da yaralıydı, temelde hastalıklı bir hayvandı, oysa çektiği acının kendisinden gelmiyordu sorunu; "niçin bunca acı?" soru çığlığına yanıtı yoktu. En cesur, acıya en alışık hayvan olan insan, böyle bir acıyı olumsuz bulmuyor, istiyor onu, hatta arıyor, yeter ki ona bunun anlamı gösterilsin, acısının amacı ortaya konsun. Acının kendisi değil de anlamsızlığı, şimdiye dek insanlığın üzerine bir lanet olarak çökmüştür ve çileci ideal insana anlam sundu.