Kitabı çok beğendim. Zihnini zorlamak istemeyenlere tavsiye etmem. Konusu İnsanca ve Pek İnsanca. Kitabı aşırı beğendim. Kitap oldukça insanca, hatta pek insanca.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Belki yalnızca bir önyargıdır yaşıyor oluşum. İlk sayfada Nietzsche bu septist cümleyle karşılıyor bizi. Descartes varlığa dair epistemolojik bir yaklaşımla, düşünüyorum öyleyse varım demişti ve varlığın bilgisine akıl yoluyla ulaşılabileceğinin kanıtı olarak gördüğü bu önermesiyle belki de Batı Avrupa rasyonalizminin temelllerini atmıştı. Nietzsche bu önermeye eleştirisini İyinin ve Kötünün Ötesinde kitabında; " Ben öznesinin düşünüyorum yükleminin koşulu olduğunu söylemek gerçeğin çarpıtılmasıdır." diyerek yapmış ve kanaatimce rasyonalizme adeta bir çekiç darbesi indirmiştir. ( Ek bilgi; Heidegger, Nietzsche'yi batının son metafizikçisi olarak adlandırır.) Nietzsche'nin yapı sökümcü olduğu düşünüldüğünde, batı avrupanın rasyonalizm ve pozitivizmine yaklaşımı daha net anlaşılabilir diye düşünüyorum. Bunları belirttikten sonra kitapla ilgili genel fikrime geçmek istiyorum. Nietzsche'nin kitapta; hakikatin peşinde olmanın küllerinden yeniden doğmayı zorunlu kıldığı, derin bir akışa sahip olunması ve sözlerin zamanın ötesine geçmesi gerektiği, kaosa mesafeli durduğu, kişinin savaşa(metafor olarak) başlamadan önce olguların resmini çizmesi gerektiği, arayış odaklı bir doktrine sahip olunmasının zirveye(metafor olarak) tırmanmanın koşullardan olduğu, ancak zirvelerde rüzgarın ardındaki evrensel sesin duyulabileceği ve son olarak da geniş kitlelere ulaşmak yerine tarihsel öneme sahip olunmasının asıl bilgelik olduğu mesajlarını vermek istediğini bana düşündürtmüştür.
Ecce HomoFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201512,3bin okunma
Yabancı, gördüğüm kadarıyla ülkemizde oldukça popüler bir kitap. Kitabın baş kahramanı M., kimileri tarafından nihilist bir karakter olarak yorumlanmıştır. Bu noktada nihilizmi tanımlamak gerekirse, nihilizmin her şeyin anlamdan yoksun olduğunu, tüm anlam ve değer vermelerin insan zihninin ürünü olduğunu savunduğu ileri sürülebilir. Peki Camus bir nihilist miydi? Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluruz der Camus. Hatta yaşamak ve yiyip içmek bile kendiliğinden bir değer yargısıdır diye ekler. Bu cümlelerle Camus, nihilizm konusunda fikrini açıkça beyan etmiş ve nihilist olmadığını ifade etmiştir kanaatimce. Bunun yanı sıra Camus bir röportajında; " Hayır ben bir varoluşçu değilim. Sartre, bir varoluşçudur. Benim yayınladığım tek fikir kitabı Sisifos Söyleni'dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur." der. Kitaba dönecek olursak, nihilizm etkisi veya esintileri var mı kitapta? Baş kahraman M. 'nin annesinin ölümü, kız arkadaşına verdiği cevaplar ve cinayet işlemesi konularında ahlaki bir nihilizm sergilediği, bunun yanında absürtizm etkilerinin de görüldüğü, özellikle "ne fark eder" sözüyle de ahlak konusunda meta etik bir tavır takındığı söylenebilir. Peki bunlar onu nihilist olarak tanımlamak için yeterli mi? Kitabı okurken, M.'nin özellikle cezaevinde bulunduğu sürede duygusal tepkiler vermeye başladığını, aslında tamamen duygusuz biri olmadığını yer yer gösterdiğini, kendisinin de mahkemeyi ve toplumu yargıladığını, ahlaki çıkarımlarda bulunduğunu, bu nedenle M.' nin nihilist biri olarak değerlendirilmesinin doğru olmayacağını düşünüyorum. Kitapta Camus' nün odaklandığı konunun nihilizmden ziyade, toplum olduğu ve toplumu şekilcilik, dayatma, maske(persona) konuları üzerinden irdeleyerek eleştirdiği, toplumun