Breton'un manifestolarında ortaya koyulan ama ikincil literatürde de ağırlığını hissettiren ve bugün geçerli olan gerçeküstücülük kuramı, bu hareketi rüyalarla, bilinçdışıyla ve bazen de Jung’un arketipleriyle ilişkilendirir. Bunlar, kolajlarda ve otomatik yazıda, bilinçli ben’in müdahalelerinden arınmış bir imge-diline kavuşuyorlardır. Rüyalar, bu kurama göre, gerçeğin öğelerini tıpkı sürrealist yöntemin yaptığı gibi kullanmaktadır. Ama şayet hiçbir sanattan kendi kendini anlaması istenemezse, sürrealizmi açıklamaya çalışanların da tekrarladığı bu programatik bakışla uyuşmak zorunda değiliz demektir. Zaten sanat yorumlarının, hatta felsefi açıdan sorumlu bir tutum benimseyen yorumların bile en zayıf yanı, yadırgatıcı olanı kavramlaştırıp tanıdık olan aracılığıyla ifade etmek zorunda olmaları ve böylece asıl açıklanması gereken şeyi örtbas etmeleridir. Sanat yapıtının açıklanma isteği, onu ister istemez kendisine kısmen ihanet ettirerek konforizme doğru kaydıran şeydir. Gerçeküstücülük eğer sahiden de Jung’un, hatta Freud’un edebi ve grafik illüstrasyonlarının bir koleksiyonundan ibaret olsaydı, kuramı metaforik bir kılığa büründürmek yerine, söylediği şeyi gereksizce kopyalamakla kalırdı. Gerçeküstücülüğü psikolojik rüya kuramına indirgemek, onu resmi olanın düzeyine düşürmek olur.
Theodor W. Adorno
Kızgınlıkla verilen tepkiler doğrultusunda sarf edilen kaba sözler çocuğun özsaygısına zarar verip kendi becerilerinden şüphe duymasına sebep olur. Çünkü çocuklar ağzımızdan çıkanlara inandığımızı düşünürler. Eski bir İbrani atasözü olan "Bir dil, ölüm ve yaşam gücüne sahiptir." cümlesi bu gerçekliği net şekilde vurgular.
Kadınların kendi fiziksel doğalarını bir hadımlık hali gibi yaşadıklarını öne süren psikanalitik teori şayet doğruysa, maruz kaldıkları nevroz da onlara hakikatin hiç değilse bir kısmını gösteriyor demektir. Kanadığında kendini bir yara gibi hisseden kadın, kocasının işine öyle geldiği için kendini bir çiçek olarak gören kadından daha çok şey biliyordur kendi hakkında.
Theodor W. Adorno
Çocuklarımızın duygusal depolarını koşulsuz sevgiyle doldurmamız gerekir; çünkü gerçek sevgi daima koşulsuzdur. Koşulsuz sevgi bir çocuğu yaptığı şeyler için değil, olduğu gibi kabul etmektir. Ne yaparsa yapsın (ya da yapmasın) ebeveyn çocuğunu daima sever. Maalesef bazı ebeveynler koşullu sevgi sunarlar, bu da çocukların varlıklarından ziyade yaptıkları şeyler üzerine kurulu bir sevgidir.