Çıktığım dağlar küllenirdi içimde
sessiz serin sulara inerdim
ceylanlardan önce
sular yıkayabilirdi beni o zamanlar
güneş alırdı içimin avlusunu
uyurken sızlıyor içimdeki can:
kanlısıydım öldürdüm
çoğaldı düşlerim
uyuduğum uyku artık ikimizin yerine
sanki o sağ ben ölüyüm
her gece her gece her gece
Murathan Mungan
#Geceyebirşiirbırak
Murathan Mungan – Geyikler Lanetler Üzerine
Murathan Mungan’ın 1992 yılında yayımlanan tiyatro eseri Geyikler Lanetler, yazarın Mezopotamya Üçlemesi olarak adlandırdığı oyun dizisinin son halkasını oluşturur.
Bu üçleme; 1980 tarihli Mahmud ile Yezida, 1982 tarihli Taziye ve Geyikler Lanetler’den meydana gelir.
Yaklaşık on iki yıllık bir yazım sürecinin ürünü olan bu oyun, bir aşireti yöneten ailenin dört kuşak boyunca taşıdığı lanetin hikâyesini anlatır. Ancak söz konusu “lanet”, yalnızca metafizik bir kader motifi değildir; törenin, iktidarın ve ataerkil soy zincirinin kuşaktan kuşağa aktarılışının dramatik bir ifadesidir.
Mungan, doğup büyüdüğü Mezopotamya coğrafyasının efsanelerinden, ağıt geleneğinden ve halk anlatılarından beslenerek modern bir tragedya kurar. Geyik motifi, eserde hem kutsallığın hem masumiyetin hem de uğursuz yazgının sembolü olarak belirir. Bu yönüyle oyun, Anadolu ve Mezopotamya folklorundaki mitolojik damar ile çağdaş tiyatro estetiğini buluşturur.
Dil açısından eser, klasik dramatik yapıdan çok şiirsel bir örgüye yaslanır. Mungan’ın şair kimliği metnin her satırında hissedilir; diyaloglar yer yer ağıt formuna yaklaşır, ritmik ve lirik bir anlatım kazanır. Böylece metin yalnızca bir aile trajedisini değil, bir coğrafyanın kolektif hafızasını sahneye taşır.
Dört kuşak süren lanet, aynı zamanda erkek egemen iktidar anlayışının sorgulanmasıdır. Kadınların bastırılmış sesi, törenin dayattığı kader ve soyun devamına ilişkin saplantı, eserin temel çatışma alanlarını oluşturur. Bu bakımdan Geyikler Lanetler, geleneksel yapı ile bireysel trajedi arasındaki gerilimi güçlü bir biçimde ortaya koyar.
Mungan’ın eseri “biriktirdiğim her şeyi verdiğim bir yapıt” sözleriyle tanımlaması, bu metnin onun edebi dünyasında bir doruk noktası olduğunu gösterir.