Gelenek ile modernleşme arasındaki o çıban büyüyüp patlamak üzereydi ve o, bu pisliğin tam ortasına düşmüşțü.
Tüketim ve küreselleşmenin yeni tanrısı ile geleneksel bir erdemin çatışmasıydı bu.
Bazı kitaplar vardır, okurken size sadece bir hikâye anlatmaz; aynı zamanda insanın içini rahatsız eden sorular bırakır. Furkan Emre Aynur’un Çıban kitabı benim için tam olarak böyle bir okuma oldu. Daha kapağına baktığım anda o karanlık, mekanik ve soğuk atmosfer hissediliyordu zaten. Sayfalar ilerledikçe de bunun yalnızca bir bilim kurgu ya da gizem romanı olmadığını anlıyorsunuz. Kitap aslında insan zihninin ne kadar kolay değişebileceğini, gücün insan ruhunda nasıl bir çürüme yaratabileceğini anlatıyor.
Serdar karakteri kitap boyunca en çok düşündüğüm karakter oldu. Başarılı, kibirli, kontrol etmeyi seven ve zekâsına fazlasıyla güvenen biri. Ama tam da bu yüzden dönüşümünü okumak çok etkileyiciydi. Çünkü insan onun bazı davranışlarına kızsa bile, bir noktada neden öyle düşündüğünü anlayabiliyor. Özellikle teknoloji, savunma sanayi ve geçmiş uygarlıklardan gelen gizemli bilgiler işin içine girdikçe karakterin içindeki karanlığın yavaş yavaş büyüdüğünü hissettim. Kitap boyunca beni en çok etkileyen şeylerden biri de buydu zaten: İnsan bazen kendi zihninin içinde bile kaybolabiliyor.
Bekir Amca ile başlayan olayların böylesine büyük bir hikâyeye dönüşeceğini hiç tahmin etmemiştim. Luvi uygarlığı, eski parşömenler, yıldız haritaları ve geçmişten gelen sırlar hikâyeye ayrı bir derinlik katmıştı. Özellikle tarih ile teknolojinin aynı noktada buluşması bana çok etkileyici geldi. Kitap bir yandan psikolojik gerilim hissi verirken diğer taraftan sürekli bir araştırma ve gizem duygusu oluşturuyor. Her yeni bilgiyle birlikte olayların daha da büyümesi merak hissini sürekli canlı tutuyor.
En sevdiğim karakterlerden biri ise Avukat Ayruk oldu. Çünkü kitapta vicdan duygusunu en çok taşıyan karakterlerden biri olduğunu düşündüm. Herkes güç, bilgi ve çıkar peşindeyken onun hâlâ
ÇıbanFurkan Emre Aynur · Tilki Kitap · 202683 okunma
“Ben toplumdan dışlanmış, geride kalmış bir yabancı mıyım? Yoksa Nietzsche’nin dediği gibi, insanlık kalitesi geleceğe doğru her adımda biraz daha mı düşüyor?”