Sevmedikleri kocalarıyla, bir mahkûm gibi oturan binlerce kadın bile belki suçlu değil... Belki de esas suçlu onlar. Bilemiyorum. Ve ben onları hiç tanımıyorum... Ama ben hiç suçlu olmadım... Şunu iyice kafana sok ve artık anla.
Biz başkalarıyla evliyiz, ama birdenbire birbirimizi sevmeye başlıyoruz. Sevgi, aşk, sınırlanacak, yönlendirilecek şeyler değil. Oluveriyor işte... Bunda kimin suçu olabilir. Belki bizi sevdiklerini iddia ettikleri halde, kendilerini sevdiremeyen o iki kişinin suçu olabilir... Ama bu da olamaz, çünkü onlar kendilerince ellerinden geleni yaptılar. Ama ellerinden bir şey gelmedi.
Ben daha önce hiç sevişmemişim... Yeri unuttum, zamanı unuttum... Ve o hâlâ... Ve ben artık bayılmak üzereyken ve ben artık çığlıklar atmak üzereyken, tam iki bin yıl sonra, onu içimde hissediyorum... Ben ya ölüyüm ya yokum... De falarca, beş bin yıl boyunca sarsılıyorum... Bitmiyor... Bitmi yor... Ben defalarca doruklara yükselirken, o aynı sakinlikte, sürdürüyor... Ve en sonunda, tam on bin yıl sonra... Bir çağlayan gibi o geliyor... geliyor...
Ben bu palabıyık adamın köy romanlarını ne severdim. Onlar böyle olmamalıydı, onlar başka olmalıydı, onlar sarhoş olmamalı, küfür etmemeli, kadınlara asılmamalı, onlar meslektaşlarını çekiştirmemeliydi...