Neredeyse bütün insanların sorunu, sınırlılıkları, sebat eksikliğinden, tembellikten, kolaylıkla tatmin olmaktan ve ayrıca korkudan kaynaklanır. Neredeyse herkes kısa bir miktar yol alır, sonra kendini frenler, çabuk durur, oturup korkusunu üstünden atmaya çalışır ya da uyuklar, o zaman da yetersiz kalır. Birinin aklına bir fikir gelir, genel olarak bununla, o fikirle yetinir, o ilk düşünmeye devam etmez, yazıyorsa daha derin yazmayı sürdürmez, daha ileriye gitmeye zorlamaz kendini; ilk yarma hareketi onu tatmin eder, hatta o kadarına bile gerek duymaz (...) dikkat, kıpır kıpır ve değişkendir, uçan bir sinek bile dikkat dağıtır (...) bir şeyin üzerinde gerçekten durup öğrenmeye tahammül yoktur.
Anlatısal dehşet, tiksinti. (...) Bu tiksintiyi taşıyan, bu tehlikeye karşı tetikte olan başka insanlar da tanıdım, üstelik onlar ünlü bile değildi; bu konuda şöhret belirleyici bir unsur değildir, hayatlarını ayrıntılı bir anlatının malzemesi olarak gören, tahmini ya da gelecekteki hikâyelerine bağımlı yaşayan çok insan vardır
“Hayat anlatılamaz; insanoğlunun bildiğimiz tarihi boyunca kendini bunu anlatmaya adamış olması, anlatılmayacak şeyi anlatma ısrarı olağanüstü bir şeydir, biçimi ister mit olsun ister destan, vakayiname, tarihçe, tutanak, efsane, chanson de geste, romans, halk şarkısı, İncil, azizlerin hayatını anlatan kitaplar, tarih, biyografi, roman, methiye, film, itiraf, hatırat, röportaj, hiç fark etmez.”