Bu kitabı sonbahar yapraklarının üstünde, doğanın sessizliğinde okudum. Rüzgâr yaprakları çevirdikçe, Didem Tomaslar da içimde saklı kalan sayfaları çevirdi sanki.
Kitap; ilişkilerde kırıldığımız, kendimizi eksik sandığımız, “arıza” dediğimiz yanlarımızla yüzleşmeyi anlatıyor. Kadınlık hallerini, içsel yaraları, iyileşme sürecini ve hayata yeniden tutunmayı kısa ama çok etkili metinlerle işliyor.
Sır ve Siyahlı Kız öyküsü beni çok etkiledi.
Her cümlesi “yalnız değilmişim” dedirten türden.
Kırgınlıklarımızı saklamadan, süslemeye çalışmadan ama incitmeden anlatıyor.
Bizim arıza sandığımız yaraların aslında ne kadar insanca olduğunu hatırlatıyor.
Okurken hem hafifledim hem de kendime daha şefkatle bakmayı öğrendim.
Sonbahar yapraklarının arasında, elimde bu kitapla şunu düşündüm:
Belki de büyümek, arızalarımızdan utanmak değil…
Onlarla barışmanın bir yolunu bulmak.
Kırılgan ruhların, küçük anların ve “arıza” diye kenara ittiğimiz duyguların içinden geçen kısa ama çarpıcı bir yolculuk…
Didem Tomaslar, bu kitapta her biri bir “kelebek kanadı” kadar narin ama etkisi uzun süren öyküler anlatıyor. Psikolog odalarından adliye koridorlarına, hayal ile gerçeğin birbirine karıştığı tuhaf ama tanıdık dünyalara yolculuk ediyorsunuz. Her karakterin içinde bir yerlerde bir çatlak, bir sızı, bir umut kırıntısı var. Ve o çatlaklardan içeri giren ışık, kitabın en güzel yanı.
Sembolik anlatımı, şiirsel dili ve kısa sayfalara sığdırdığı yoğun duygu geçişleriyle Arıza Kelebekler, “kısa ama derin” okumaları sevenler için tam bir hazine. Bazı öyküler bir cümlede bile insanın içini yokluyor; düşünmeye, hissetmeye, kendine dönmeye çağırıyor.
Okurken hem yaralarınıza dokunuyor hem de iyileştiren bir yanla karşılaşıyorsunuz. Çünkü bu kitapta herkes biraz eksik, herkes biraz arızalı… ama aynı zamanda herkes yeniden başlayabilecek kadar güçlü. Minimal, şiirsel ve içsel hikâyeler seviyorsanız okuyabilirsiniz.