"Ah Nastyenka, Nastyenka!" diye düşündüm. "Bu sözle ne çok şey anlattın! Böyle bir sevgi başka zaman olsa yüreği üşütür, ruha ağır gelir. Senin elin soğuk, benimkiyse ateş gibi sıcak. Ne kadar körsün Nastyenka!.. Ah! Mutlu bir insan ne çekilmez oluyor bazen!
Ama sana kızamam ben!.."
Neden bütün o uykusuz geceler sınırsız bir neşe ve mutlulukla dolu bir anmış gibi geçer, neden şafak vakti günün pembemsi ilk ışıkları pencereden içeri girip kasvetli odayı bizim Petersburg'umuzdaki gibi o inanılmaz, mucizevi ışıklarıyla aydınlattığında hayalperestimiz bitkin ve yorgun kendini yatağa atıp marazi, çarpılmış ruhu bu düş nöbetiyle tükenmiş vaziyette, kalbini yakan o tatlı sızı eşliğinde uykuya dalar..?