Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû. Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammed ve alâ âlihî ve ashâbihî ecmaîn.
İslami okumalar yapan birçok kişinin kafasında tam oturmayan ve genelde olumsuz düşünülen bir dönem vardır: Cahiliye Devri. Bu dönemi iyi tanımak, hem Kur’an ayetlerini daha doğru anlamak hem de Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) risaletini ve o dönemdeki insanları daha iyi kavramak açısından önemli. Çünkü Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) risaletinin ilk on üç yılını böyle bir toplumun içinde geçirmiştir.
Kur’an’ın Geliş Ortamında Arap Toplumu da bu dönemi genel hatlarıyla, sade ve anlaşılır bir şekilde anlatıyor. Okurken yormayan bir dili var. Ayrıca Cahiliye dönemine dair birçok konuya değinmeye çalışması kitabın güzel yönlerinden biri. Yeni bir çalışma olması da bilgilerin güncel olmasını sağlamış.
Cahiliye Devri denince akla hep kötü şeyler geliyor ama aslında az da olsa güzel yönleri de var. Hatta bazıları İslamiyet’le birlikte devam etmiş. Mesela cömertlik ve misafirperverlik. O dönemde insanlar, en yakın düşmanları bile misafirliğe gelse geri çevirmez, ikramda bulunurlarmış. Bu da toplumun tamamen kötü olmadığını gösteriyor.
Ama diğer taraftan ciddi çelişkiler de var. Mesela insanlar kışın büyük ateşler yakıp etrafında kumar oynuyorlar. İlginç olan şu ki kazansalar da kaybetseler de bunu bir şeref sayıyorlar. Çünkü ellerine geçen ya da kaybettikleri şeyleri dağıtıyorlar. Yani burada farklı bir “itibar anlayışı” var.
Kitapta dikkatimi çeken bir diğer konu da asabiyet ve kabilecilik. O dönemde bir insanın kabilesi yoksa neredeyse hiçbir güvencesi yok. Her türlü haksızlığa uğrayabilir ve kimse hesap sormaz. Asabiyet de zaten kişinin kendi kabilesine koşulsuz bağlı olması demek. Mantık şu:
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû. Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammed ve alâ âlihî ve ashâbihî ecmaîn.
Mesut Topal tarafından derlenen bu eser, İmam Gazzâlînin düşüncelerini merkeze alarak, insanın dünyadaki yerini ve kendi nefsini tanımasına rehberlik etmeyi amaçlayan bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor. Eserde, Gazzâlî’den yapılan alıntılar, derleyenin yorum ve değerlendirmeleriyle birlikte sunulmuş; bu da metni sadece bir aktarım olmaktan çıkarıp düşünmeye sevk eden bir yapıya kavuşturmuştur.
Kitap iki ana kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda, Gazzâlî’ye yöneltilen “yeniliğe kapalı” ve “gerici” olduğu yönündeki yaygın algı ele alınmakta; bu iddialar, güçlü ve temellendirilmiş argümanlarla sorgulanmaktadır. Bu bölümün, söz konusu önyargıları kırma noktasında oldukça başarılı olduğu söylenebilir. İkinci kısım ise daha çok insanın iç dünyasına yönelir; dünya–ahiret dengesini kurma, nefsi tanıma ve hakikatle yüzleşme gibi temel meseleler etrafında şekillenir.
Kitabı okurken insanda bir “diken üstünde olma” hissi uyanıyor. Bu ifade ile kastettiğim, metnin insanı rahatsız eden değil; aksine onu kendi hakikatiyle yüzleşmeye zorlayan yönüdür. Zira nefis, çoğu zaman gaflet içinde kalmaya meyillidir ve ölüm, ahiret gibi hakikatler hatırlatıldığında bundan kaçmak ister. Kaçamadığı noktada ise insana bu huzursuz ama uyarıcı hissi yaşatır. Bu yönüyle eser, okuyucuyu pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp aktif bir muhasebeye davet eder.
Bu kitap vesilesiyle Gazzâlî’ye olan merakımın daha da arttığını rahatlıkla söyleyebilirim. Okuyacak olanlara tavsiyem ise eseri aceleye getirmeden, sindire sindire ve tefekkür ederek okumalarıdır. Çünkü bu kitap, hızlıca tüketilecek bir metin değil; üzerinde duruldukça anlamı derinleşen bir
“Gazali’ye göre susma, aklın dışlanması değil; aklın yeniden ayarlanmasıdır. Akıl konuşur ama her konuda değil. Tartışır ama her hükümde değil. Hesaplar ama her anlamda değil. Bu ölçü kaybolduğunda akıl kendini tüketir. Susma, aklın nefes aldığı yerdir. Nitekim: ‘Akıllı kimse, aklın durması gereken yerde durmasını bilendir.’”
“İyi niyetin tek başına kurtarıcı sayılması, insanı gaflete sürükler. İnsan niyetine güvenerek dikkatini gevşetir. Oysa kurtuluş, niyetle birlikte uyanıklık, bilgi ve tutarlılık gerektirir. Niyet bu yolun başıdır, varılacak yer değildir.”